Free Hit Counter

PAYAS METEM ( KİMYACININ YUVASI )

SEVGİLİ ÖĞRENCİLER DEĞERLİ ARKADAŞLAR BLOĞUMA HOŞ GELDİNİZ

Mayıs 5, 2007 - RESMİ TATİL VE BAYRAMLARDA EK DERSLER KESİLMEYECEK

Kategori: Rehberlik

RESMİ TATİL VE BAYRAMLARDA EK DERSLER KESİLMEYECEK

 

 

Milli Eğitim Bakanı Çelik star aracılığıyla 600 bin öğretmene müjde verdi. Çelik, bayram ve resmi tatillerde ek ders ücretlerinin artık kesilmeyeceğini açıkladı

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ten 600 bin öğretmene müjde verdi. Çelik, yeni bir çalışmayla resmi bayram ve resmi tatillerde öğretmenlerin ek ders ücretlerinin bundan sonra kesilmeyeceğini açıkladı. Çelik, star’a yaptığı açıklamada, Aralık yayımlanan genelgenin yanlış anlamalara sebep olduğunu belirterek bunları sona erdirmek için yeni bir çalışma yaptıklarını bildirdi. Çelik, milli ve mahalli bayramlar nedeniyle tatil olan günlerle, ayakta tedavileri nedeniyle ders görevinin yerine getirilmediğinde de ek ders ücreti ödeneceği haberini verdi.

Ancak, öğretmenlerin raporlu olduğu günlerde ek ders ücreti alamayacağını ifade eden Çelik, ‘Sadece öğretmenler için değil, müsteşar, genel müdürler de rapor aldıkları zaman ek ders ücreti alamazlar. Aynı şekilde öğretmenler içinde bu hüküm geçerlidir’ dedi

YANLIŞ UYGULAMALAR:

Şubat ayında yayımladıkları genelgenin bazı uygulamalarda tereddütlere neden olduğunu belirterek ‘Mesela 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda ve sonraki tatil gününde öğretmenlerimize ek ders ücreti ödenmesi gerekirken ödenmediği şeklinde duyumlar aldık. Bunun üzerine Maliye Bakanlığı yetkilileriyle görüşüp konuyu netleştirmeye karar verdik’ diye konuştu. 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim gibi resmi bayramların ve tatillerinin öğretmenlerin kendi iradesi dışında olduğunu vurgulayan Çelik, ‘Böyle törenler ve tatiller, kanunlardan kaynaklanan bir engel olduğu için öğretmenlerin mağdur olmaması lazım’ dedi.

AYAKTA TEDAVİYE EK DERS:

Çelik hastalık nedeniyle alınan raporun, öğretmenlerin ayakta tedavi gördüğü, günlük sevk işlemleri ile karıştırıldığının altını da çizerek ayakta tedavi görüldüğünde ek ders ücretlerinin ödeneceğini kaydetti. Çelik, öğretmenlerin ek derslerinin kesileceği iddialarının doğru olmadığını da kaydetti.

6 YorumYorum yaz!Bağlantı

Nisan 10, 2007 - 4,5 MİLYON ÖĞRENCİ OKULA GİTMİYOR

Kategori: Rehberlik

4,5 MİLYON ÖĞRENCİ OKULA GİTMİYOR

 

Araştırmada, Türkiye'deki okullaşma oranına, derslik ve öğretmen açığına yer verildi. Türkiye'de 4 milyon 330 bin 504 çocuğun okula gitmediği belirtilen araştırmaya göre, okula gitmesi gereken çocuk sayısı 19 milyon 205 bin, ancak 14 milyon 878 bin 496 öğrenci okula devam ediyor. Okula gitmeyenlerin 2 milyon 486 bin 554'ünü ise kızlar oluşturuyor.

''İlköğretimde derslik açığı 218 bin 366''

Sınıf başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 35, ortaöğretimde ise 34 olarak belirlendi. Bu sayının büyük şehirlerde ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde çok daha yüksek olduğu tespit edildi.

Araştırmaya göre, sınıf başına düşen öğrenci sayısı, bazı illerde şöyle: ''İstanbul'da ilköğretim için 58, ortaöğretim için 44, Ankara'da ilköğretimde 41 ortaöğretimde 40, Adana'da ilköğretimde 46 ortaöğretimde 50, Diyarbakır'da ilköğretimde 52 ortaöğretimde 62, Şanlıurfa'da ilköğretimde 63 ortaöğretimde 47.''

OECD ülkelerindeki sınıf başına düşen öğrenci sayısına da yer verilen araştırmada, sınıf başına düşen öğrenci sayısının Lüksemburg’da ilköğretimde 15.8 ortaöğretimde 19.7, Portekiz'de ilköğretimde 16.4, ortaöğretimde 23.5, İsviçre'de ilköğretimde 19.2, ortaöğretimde 18.7, İzlanda'da ilköğretimde 17.1, ortaöğretimde 18.5, Danimarka'da ilköğretimde 19.5, ortaöğretimde 19.4 olduğu bildirildi.

Türkiye'deki derslik açığının ise okul öncesinde 229 bin 187, ilköğretimde 218 bin 366 ve ortaöğretimde de 66 bin 729 olduğu kaydedildi.

Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı

Öğretmen başına düşen öğrenci sayısının Türkiye ile OECD ülkeleri arasında farklılıklar gösterdiği belirtildi. Araştırmada, ''Türkiye'de ilköğretimde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 27, ortaöğretimde 18'dir. OECD ülkelerinde ise öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 16.9, ortaöğretimde 13.3'tür'' denildi.

Buna göre, Türkiye'de OECD standartlarına ve çağ nüfusunun tamamının okula gitmesi durumunda öğretmen açığının ilköğretimde 263 bin 88 ve ortaöğretimde ise 112 bin 184 olduğu bildirildi.

Okullaşma oranlarının ise Türkiye'de, OECD ülkelerine göre düşük olduğu kaydedildi. Türkiye'de okul öncesinde okullaşma oranının yüzde 24, Belçika'da ise yüzde 120.8 olduğu belirtildi.

Özcan:''Eğitim sistemi baştan aşağı yenilenmeli''

Araştırma ile ilgili açıklama yapan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Şuayip Özcan, Türk Milli Eğitim sisteminin OECD ülkelerinin çok gerisinde olduğunu ifade etti.

Eğitim sisteminin ''baştan aşağı yenilenmesi'' gerektiğini savunan Özcan, halihazırdaki sorunların çözümü için ciddi adımlar atılmadığını öne sürdü.

Şuayip Özcan, ''eğitime ve eğitimciye de yeteri kadar önem verilmediğini ve bu nedenle de ülkenin eğitim alanında siyah-beyaz bir tablo çizdiğini'' kaydetti.

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

Nisan 3, 2007 - 600 BİN ÖĞRETMENE BİLİŞİM EĞİTİMİ

Kategori: Rehberlik

600 BİN ÖĞRETMENE BİLİŞİM EĞİTİMİ

 

Milli Eğitim Bakanlığı, İntel ve Türk Telekom işbirliğiyle gerçekleştirecek “E21” projesi kapsamında kadrosundaki tüm öğretmenlerin bilişim teknolojisi konusunda eğitecek. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, internetin bir nimet olduğunu ancak kullanım şekline göre “nikmete, felakete” dönüştürülebileceğine dikkat çekti.

Milli Eğitim Bakanlığı, İntel ve Türk Telekom'un ortaklaşa uygulayacağı ve öğretmenlere bilişim teknolojisi eğitimi vermeyi amaçlayan “E21” adlı projenin protokol imza töreni Swissotel'de yapıldı. Törene Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı Paul Doany ve İntel Türkiye Genel Müdürü Ege Ertem katıldı.

İntel Türkiye Genel Müdürü Ege Ertem firma olarak gelecek nesillerin son teknolojiyi eğitimlerinde kullanmalarını amaçladıklarını belirtirken, bugüne kadar 75 bin öğretmene bilişim teknolojisi eğitimi verdiklerini yeni projeyle sayıyı 600 bine yükselteceklerini söyledi.

Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Paul Doany de ekonominin gelişme eğitimle yakından ilgili olduğunu ifade ederken Türk Telekom'un geçen yıllarda yaptığı 100 milyon YTL'lik desteğin benzerinin bu yıl içinde tekrarlanacağını ifade etti. Böylelikle Türk Telekom'un 200 milyon YTL'lik maddi destek vermiş olacağına işaret eden olan Doany, “E21” projesiyle hem öğretmenlere hem de öğrencilere ulaşılacağını kaydetti.


ANNE-BABALARA İNTERNET UYARISI

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ise hem Türk Telekom hem de İntel firmasına eğitime verdikleri destekten dolayı teşekkür ederken, işbirliklerinin süreceğini söyledi. Çelik, konuşmasında anne ve babaları da çocukların internet kullanımı konusunda uyarıda bulunurken, hiçbir aracın kendisinin zararlı olmadığını onun kullanış şekliyle yararlı ya da zararlı hale dönüşebileceğine işaret ederek, “Nasıl ki neşterin doktor tarafından kullanılması hayat kurtarırsa, ölüm aracı haline dönüştürülmesi de söz konusu olabilir. 21. yüzyılın en büyük icadı internettir. Nimet olan aracı nikmete, felakete dönüştürmeyelim” dedi. Bir çocuğun odasına çekilerek saatlerce internet kullanmasının “hayra alamet” olmadığını ifade eden Çelik, internet tiryakisi olan çocukların asosyalleştiğini söyledi.

Konuşmaların ardından Bakan Çelik, Türk Telekom Genel Müdürü Doany ve İntel Türkiye Genel Müdürü Ertem öğretmenlerin bilişim teknolojisi konusunda eğitilmesini hedefleyen protokolü imzaladı.

Bakan Çelik törenden ayrılırken gazetecilerin, bir gazetenin çocuklara yönelik promosyon olarak dağıttığı cd'lerde Sinop ve Hatay arasında çizilen çizginin doğusunda kalan kısmın Türkiye'nin sınırları içinde gösterilmediğini hatırlatılması üzerine bu durumun “dikkatsizlikten” kaynaklanmış olabileceğini söyledi. Çelik, basın yayın organlarının da dağıttıkları promosyonların içeriğine daha dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Mart 13, 2007 - LİSELERE DE SEVİYE SINAVI GELİYOR

Kategori: Rehberlik

LİSELERE DE SEVİYE SINAVI GELİYOR

 

Milli Eğitim Bakanlığı, 2008'den itibaren ilköğretimde uygulayacağı üç seviye belirleme sınavı ve başarı puanından oluşan sistemi liselere de getiriyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın Anadolu, fen ve bazı meslek liselerine yerleştirmede Ortaöğretim Kurumları Sınavı (OKS) yerine uygulayacağı yeni sistemi, genel liseleri de kapsayacak şekilde genişletebileceği ifade edildi.

Anka’nın Milli Eğitim Bakanlığı bürokratlarından edindiği bilgiye göre, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından geçen hafta açıklanan, OKS’nin kaldırılarak yerine seviye belirleme adıyla üç sınavın getirilmesini öngören yeni sistem, sadece bazı liselere yerleştirmeye yönelik olmayabilecek.

Anadolu, Anadolu öğretmen, fen ve bazı meslek liselerine yerleştirmeyi sağlayan OKS’nin aksine seviye belirleme sınavlı (SBS), ilköğretim başarı puanlı ve ilköğretim davranış notlu yeni sistem, genel liseleri de içine alabilecek.

İKİ YILLIK UYGULAMA DÖNEMİNDE KARAR VERİLECEK


Milli Eğitim Bakanlığı’nın başta Talim ve Terbiye Kurulu, ilköğretim ve ortaöğretim genel müdürlüklerinden uzmanların görev aldığı komisyonda yoğun olarak tartışılan yeni sistemin genel liseleri de kapsaması yönündeki karar Bakan Çelik’e de iletildi. Açıklanan yeni sistemin gerçekleşme düzeyinin görülmeden “genel liseler için de puanlı yerleştirme” düşüncesinin yanlış olacağı ifade edilerek, bu yönde alınabilecek kararın sistemin oturtulmasından sonra açıklanmasının uygun görüldüğü öğrenildi.

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

Mart 7, 2007 - Anadolu liseleri 5 yıla çıkarılıyor.

Kategori: Rehberlik

Anadolu liseleri 5 yıla çıkarılıyor.

Anadolu liselerinde hazırlık sınıfını kaldıran, öğrenim süresini de 4 yıla çıkaran Milli Eğitim Bakanlığı, veli ve öğrencilerden gelen yoğun istek üzerine yeni bir karar aldı. Bakanlık, koşulları uygun olan Anadolu liselerinde yeniden hazırlık sınıfı açılmasına onay verecek, böylece öğrenim süresi de hazırlık sınıfıyla birlikte 5 yıla çıkarılacak.

Milli Eğitim Bakanlığı, Anadolu liseleri ile “süper lise” olarak bilinen bazı derslerin yabancı dille okuduğu süper liselerde “hazırlık sınıfı”nı kapatmış, öğrenim süresini de 4 yıla çıkarmıştı. “Süper liselerin de tabelası değiştirilip adına “Anadolu Lisesi” denilmişti. Bugün Anadolu lisesi statüsündeki okul sayısı 796’a çıkarılmış durumda.  İsim değiştirmekle sorunların çözülemediği ortaya çıkıyor, gerekli alt yapı oluşturulmadan liselerin açılması da kalite sorunu yaşanmasına neden oluyor.

 

Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne başvuran okul yönetimi, okul aile birliği, velilerin sayısı hiç de az değil. Onların istekleri “okulumuzda eskiden olduğu gibi yine hazırlık sınıfı olsun, çocuklarımız bir yıl bu sınıfta yabancı dil öğrenimi görsün” oluyor. Bakanlık, bu konuda çok katı değil. Ancak, hazırlık sınıfının kaldırılması kararı ile yeni karar çelişiyor.

 

Milli Eğitim Bakanlığı, hazırlık sınıfını kaldırdı ama bu okullarda hazırlık sınıfından sonra 3 yıl olan öğrenim süresini 4 yıla çıkardı. Öğrenci, yabancı dil öğrenimini yalnız bir sınıfta değil, 4 yıl içinde öğrenmesi öngörüldü.  Şimdi, velilerden, öğrencilerden gelen yoğun istek üzerine, koşulları uygun Anadolu Liselerinde yeniden hazırlık sınıfı açılmasına onay veriliyor,  öğrenim süresi de hazırlık sınıfıyla birlikte 5 yıla çıkarılıyor.

 

HAZIRLIK SINIFI”NIN İSTEKLİSİ ÇOK:

Öğrencilerin, hazırlık sınıfında okumadan, diğer sınıflarda yabancı dil dersi almasını yeterli bulmayan veliler, "çocuğum yabancı dil öğrenemeyecek" kuşkusuna kapıldı. Bazı özel okullar ve tanınmış bazı Anadolu liselerinin "hazırlık sınıfı"ndan vazgeçmek istememesi üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı geçen yıl 6 Anadolu Lisesinde hazırlık sınıfının yeniden okutulmasını kararlaştırmıştı.

 

BAŞVURAN BAŞVURANA:

Anadolu liselerinin hazırlık sınıfının kaldırılması, tanınan bazı liselerde ise bu uygulamaya yeniden geçilmesi, hemen tüm illerde "Anadolu lisesine hazırlık sınıfı konulsun" çabasını başlattı. Çabalarından sonuç alabilmek için okul yöneticileri, veliler araya siyasetçileri de koyup, kendi okullarına "hazırlık sınıfı" açılmasını istiyor.

 

İstanbul Galatasaray, İstanbul lisesi, Kabataş Lisesi, Vefa Lisesi, Cağaloğulu Lisesi, Kadıköy Anadolu liselerinde öğrenim süresinin hazırlık sınıfıyla birlikte 5 yıla çıkarıldığını hatırlatan yetkililer, şimdi de çok sayıda okuldan, öğrenim süresinin uzatılmasına ilişkin başvurular ulaştığını söylediler.

 

KRİTERLERE UYAN OKULLAR SEÇİLECEK:

İstanbul'daki Anadolu liseleri başta olmak üzere Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'den Balıkesir Anadolu Lisesini kadar 100'e yakın okulun "hazırlık sınıflı Anadolu Lisesi olmak" için çalıştığını kaydeden yetkililer, "Bu okullar arasından seçme yapılacağını" söylediler.

 

Bunun için bazı kriterler geliştirilmeye başlandı. Gerekli koşulları yerine getirecek Anadolu liselerinde hazırlık sınıfı açılacak, öğrenim süresi de 5 yıla çıkarılacak. Milli Eğitim Bakanlığı'nın hazırlık sınıfı açacak Anadolu Liselerini yakında belirlemek için çalışma yaptığı ve bunların Anadolu Liseleri Giriş Sınavı kılavuzuna yetiştirilmesi ve bu okulların isimlerinin listede yer alması için çaba gösteriliyor.

 

Anadolu liselerinde, "hazırlık sınıfı olan" ve "hazırlık sınıfı olmayan" diye okulların ikiye ayrılacak. Öğrenci de buna göre tercihini yapacak. "Hazırlık sınıflı" Anadolu liseleri diğerlerine göre daha saygın okullar olacak gibi gözüküyor.

               

DERS KİTAPLARI YÖNETMELİĞİNDE NE DEĞİŞTİ?

Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı,  “Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği”nde, Danıştay 8. Dairesinin 6 Şubat  2007 tarihinde verdiği kararı dikkate alarak yeni düzenleme yaptı. Okullarda okutulacak ders kitaplarının incelenmesi görevi, Bakanlığın ilgili birimlerine devredilmişti. Yeni Yönetmelikte, Mahkemenin aldığı karar doğrultusunda titiz bir ekip çalışmasıyla yasal açıdan gerekli ve zorunlu olan tüm düzenlemeler hassasiyetle yapıldı. Milli Eğitim Bakanlığı, bazı değişiklikleri yapmadan önce hukuki yönden sorun çıkarıp çıkarmayacağı konusunda gerekli özeni gösterse de, yönetmelik ve genelgeleri mahkemelere taşınmasa…

 

Milli Eğitim Bakanlığı’nda, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan’la karşılaştık. Yeni yönetmelikle neler getirildiğini Erdoğan’dan dinliyoruz:

 

FIRSAT EŞİTLİĞİ: Önceki yönetmelikte Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığına,  hazırladığı kitapların incelenmesi için sadece belli şartları taşıyan yayınevleri başvurabiliyordu. Yeni yönetmelikte bu durum değiştirilmiş, nitelikli kitap yazma iddiasında olan herkese fırsat eşitliği sağlandı. Bununla, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının, öğrencilerimize ulaşacak kitapları daha fazla taslak eser arasından, en nitelikli olanları seçebilmesi amaçlandı.

 

KEYFİ İTİRAZLARA SON: Kitap inceleme sürecinde özellikle itirazlar konusunda zaman zaman bazı keyfî uygulamalarla karşılaşılıyor. Alan uzmanları tarafından titiz bir şekilde incelenen ve düşük puanlar alarak reddedilen taslak eserlere, başvuru sahipleri itiraz ediyor ve bunların yeniden incelenmesini istiyor. Htta aynı taslak eserle ilgili birden fazla itiraz edebiliyor. Bu da Başkanlığımızda kayda değer oranda ekstra iş yükü yaratıyor.  Yeni yönetmelikte, itiraz konusu disipline edilmiş, buna bazı standartlar getirildi. Yönetmelikte yapılan değişiklikle başvuru sahibi, taslak eserin değerlendirilmesine gerekçeli raporla ancak bir defa itiraz için müracaatta bulunabilecek. Ayrıca incelenmesine itiraz ettiği baskıya hazır nüshanın yeniden incelenmesi için gerekli ücreti de Kurumumuza yatıracak. Bu düzenlemeyle hem devletin çıkarları hem de Kurumumuzda çalışan alan uzmanlarının emekleri korunmuş olacak. 

 

ANAYASAL DEĞERLERE BAĞLILIK ESASI:

Yeni yönetmelikte, baskıya hazır nüshaların incelenmesinde anayasal değerlere bağlılık olgusunun da altı çizildi. İnceleme işini anayasal ilkeler, laik demokratik değerler ekseninde yapmayan sorumlular için müeyyideler öngörüldü. 

 

TİTİZ İNCELEME: Her yıl Tebliğler Dergisinin yayımından önceki son günlerde kitap inceleme ve değerlendirme sürecinde büyük bir karmaşa ve yoğunluk yaşanıyordu. Bir sonraki yılda okutulacak eserlerin görüşüleceği son Kurul toplantısından hemen önceki günlerde yaşanan bu yoğunluğu, haksız rekabeti ve yığılmayı önlemek, alelacele niteliksiz eser çıkmasını engellemek ve inceleme komisyonları üzerindeki iş baskısının önüne geçmek amacıyla da Yönetmelikte düzenleme yapıldı.

 

ÜYELERE SORUMLULUK: Kitapların incelenmesinde tüm sorumluluk alan uzmanlarından oluşan komisyonlara aitti. Yeni Yönetmelikte hakkaniyete dayanan, daha adil ve süreçteki sorumluluğu ilgili herkese yayan bir düzenleme yapıldı.  Önceki Yönetmelikte kurul üyelerinin, baskıya hazır nüshaların kitap olup olmamasında, kabul ya da reddedilmesinde çok etkili olmalarına rağmen, süreçle ilgili olarak inceleme ve değerlendirme komisyonlarının sorumlu oldukları belirtilmekteydi.  Yeni Yönetmelikte “Kurul üyeleri baskıya hazır nüsha ile ilgili tespit ve görüşlerini açık bir biçimde belirtir” ifadesiyle inceleme süreciyle ilgili olarak Kurul Üyeleri de sorumluluğa dahil edildi.

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

Mart 1, 2007 - LİSELERDE NOT SİSTEMİ DEĞİŞİYOR

Kategori: Rehberlik

LİSELERDE NOT SİSTEMİ DEĞİŞİYOR

 

Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, yaptıkları düzenlemeyi, “liselerde sessiz devrim” diye niteledi.

Prof. Dr. Erdoğan, not sistemindeki değişikliği, bunun niçin gerçekleştirildiğini, yapılan düzenlemelerin ne anlama geldiğini, öğrencileri nasıl etkileyeceğini örnekler vererek şöyle açıkladı:

SINIF GEÇME NOTU VE MEZUNİYET PUANI:
"Yeni not notlandırma sistemi (100’lük sistem) ile öğrencilerin sınıf geçmelerine esas olan mevzuat devam ediyor. Şöyle ki, öğrencinin herhangi bir dersteki 1. ve 2. dönemlere ait notu, o dönemlere ait yazılı, sözlü ve uygulamalı sınavlarla ve eğer varsa ödev ve projelerden aldığı puanların aritmetik ortalamasının alınmasıyla hesaplanıyordu. Bu yöntem devam edecek.Bir örnekle açıklayacak olursak, matematik dersinde 1. dönem alınan puanların aritmetik ortalaması 25 olan öğrencinin matematik dersine ait 1. dönem notu “1”dir. Bu öğrencinin 2. dönemde matematikten alacağı puanların aritmetik ortalaması eğer 45 ise bu öğrencinin matematik dersi için 2. dönem notu da “2” olarak geçecek.Öğrencinin yıl sonu notu ise eskiden olduğu gibi her iki dönemin notlarının toplamının ikiye bölünmesiyle elde edilen 1.5’in 2’ye tamamlanması ile elde edilen 2 olacak.

MEZUNİYET PUANI
100’lük not sistemi ile gelen en önemli yenilik, mezuniyet notu yerine mezuniyet puanının esas alınacak olması. Böylece öğrencinin derslerinden aldığı 1. ve 2. dönem puanlarının aritmetik ortalaması ile yıl sonu puanı ve ağırlık puanı bulunacak, buradan 3 yıllık liselerde 9., 10. ve 11. sınıflara ait, 4 yıllık liselerde ise 9., 10., 11. ve 12. sınıflara ait yıl sonu başarı puanlarının aritmetik ortalamasından mezuniyet puanı hesaplanacak. Başka bir ifadeyle, diploma puanının tespitinde puanlar nota çevrilmeden, puan olarak değerlendirilecektir.

DAHA YÜKSEK PUAN HEDEFLENECEK
100’lük puan sistemine geçişle birlikte okul birincilerinin tespiti daha doğru ve kolay bir şekilde yapılabilecek.
100’lük sistemde alınan her puan anlamlı olacağı için öğrenciler, 5’lik sistemdeki gibi aldıkları puanla yetinmeleri bir tarafa, sürekli daha yüksek puanları almaya çalışacaklar. Çünkü 100’lük sistemin gereği olarak sınıf geçmek bir tarafa, alınan her not anlamlı hale gelecek.

SAYISAL ARALIKLAR
5’lik not sisteminde, 85–100=5, 55–69=3, 45–54=2 gibi sayısal aralıklardan yola çıkılarak varılan sonuçlar öğrenci başarısını belirleyemiyordu. Aynı zamanda bu sistemdeki en küçük not artışı ya da azalışı da toplamda çok büyük farklılıklara neden olmaktaydı. Örneğin, 69 alan öğrencinin notu 3; 70 alan öğrencininki ise 4 olarak karneye geçiyordu. Aslında gösterilen performanslar arasındaki farkın çok az olmasına rağmen öğrencilerin 5’lik sisteme dönüştürülerek elde edilen notları arasındaki fark ise oldukça fazla.

ÖĞRETMENİN TAKDİR HAKKINA SON
Sınıf geçme yönetmeliğinde yapılan değişikliklerden biri de dersin dönem sonu notu tespit edilirken öğretmenin aritmetik ortalamanın bir not fazlasını verebilme takdir hakkının ortadan kaldırılmasıdır.
Böylece, öğretmeni rahatlatarak takdir hakkının kullanımından dolayı yıpranmasının önlenmesi, öğrencilerin ve velilerin öğretmenin takdir hakkını kullanırken gerçekçi davranıp davranmadığı hususunda oluşabilecek kuşkularının giderilmesi ve sübjektif olması da mümkün olabilecek bir uygulama kaldırılmış oldu.


ÇARPICI FARK
Yüzlük not sistemi, 5’lik not sistemine göre yükseköğretime geçiş için kullanılan Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanlarının (AOÖBP) hesaplanmasında da çok çarpıcı farklılıklar ortaya koyuyor. 5’lik not sistemine ve 100’lük puan sistemine göre AOÖBP’larına yansıyan farkı şu şekilde örnekleyebiliriz:

ÖSS’DE 5 PUAN ETKİLİYOR

Bir okulda iki öğrencinin 5’lik sistemdeki diploma notlarını 5,00 olarak varsayalım. Her iki öğrencinin AOÖBP’si 80,000’dır. Ancak 100’lük sistemde birinci öğrencinin diploma puanı 100, ikinci öğrencininki ise 85 olduğunu varsayarsak birinci öğrencinin AOÖBP’si 80,000; ikinci öğrencininki ise 76,591 olarak hesaplanmaktadır. Aynı şekilde 5’lik sistemde diploma notları 2,00 olan iki öğrencinin AOBP’leri 51,087 oluyordu. 100’lük sistemde ise birinci öğrencinin diploma puanı 54,99, ikinci öğrencinin 45,00 ise AOBP’leri birinci öğrenci için 56, 694, ikinci öğrenci için ise 51, 087 olarak hesaplanmaktadır. Görüldüğü gibi fark 4-5 puana kadar çıkıyor.

İKİ KULVAR VAR
Değişiklikleri özetleyecek olursak, önümüzde iki kulvar var. Bunlardan birisi yılsonu başarısının tespiti, diğeri ise diploma puanı ve okul birincilerinin tespitidir. Öğrencinin yılsonu başarısının belirlenmesinde eski yöntem aynen korunuyor. Örneğin eskiden öğrenci bir dersten notu 24,50 – 24,99 olduğunda 25 olarak değerlendiriliyordu ve not olarak 1 veriliyordu. Bu hesaplamada bir değişiklik olmadı. Bu öğrencinin dönem notu yine 1’dir. Ancak dönem puanında bir değişiklik yapılmaz. Öğrencinin dönem puanı 24,50 ise yine 24,50; 24,99 ise yine 24,99 olarak kalacak.

MAĞDUR EDİLMEYECEK
Esas önemli değişiklik, diploma puanı ve okul birincilerinin belirlenmesi konusunda oldu. Burada belirsizlik olduğu düşünülen konu şu anda lise 3. sınıfta okuyan öğrencilerin son iki senede 5’ lik sisteme göre hesaplanmış yılsonu notlarının 100’lük sisteme nasıl dönüştürüleceği. Hazırlanan yönetmeliğe geçici bir madde eklendi. Bu madde yapılacak olan bu dönüştürme işleminin nasıl olacağını açıklıyor.

ESKİ MEZUNLAR
ÖSYM daha önceki yıllarda 5’lik sistemdeki notları 10’luk sisteme çevirirken bir formül kullanmıştı. Biz de 5’lik sistemdeki notları 100’lük sisteme dönüştürürken bu formülü kullanacağız. Böylece öğrencilerin geçen yıllarda alınan notları ve hakları aynen korunacak. Herkes yerini aynen muhafaza edecek, kimse kimsenin önüne geçemeyecek. Çünkü aynı formül herkes için kullanılacağından herkesin sırası aynı kalacak. Eski mezunlarının notlarının nasıl dönüştürüleceği ile de ÖSYM ilgilenecek ve hiç kimsenin mağdur edilmeyeceği bir hesaplama ile bu dönüşümü gerçekleştirecek...

İLKÖĞRETİMDE DE GEÇİLECEK
100’lük not sisteminin önümüzdeki yıllarda ilköğretim okullarında da uygulanmaya konması düşünebilir. Böylece, 'Ortaöğretim Kurumlar Sınavı (OKS) kaldıralım, ama yerine ne koyacağız' sorusunun cevabı da bir ölçüde bulunmuş olacak. 100’lük sisteme göre on binlerce öğrencinin aynı not ortalamasına sahip olması sorunu ortadan kalkmış olacak. Belki aynı okulda aynı ortalamaya sahip iki öğrenci bile olmayacak. Böylece liselere geçişte, OKS sınavının yerini okul başarı puanına göre yapılan bir yerleştirme alabilecektir.

ADALETİ SAĞLAYACAK
100’lük puan sistemini, eğitim ve öğretimimizin geliştirilmesi için son derece işlevsel bir değişim örneği olarak görmek gerekir. Bu değişimin, öğrencileri mağdur etmeden, sistemin akışını tıkamadan daha başarılı olma yolunda çocuklarımızı teşvik eden, öğretmenlerimizi rahatlatan, üniversiteye girişte gerçek anlamda adaleti sağlayan bir devrim olduğunu söylemek abartı olmaz. Eğitimde uzun zamandır böyle yalın, sessiz, herkesin benimsediği bir devrim ilk kez gerçekleşiyor. Bu yönüyle de 100’lük puan sisteminin, eğitimde gerçekleştirilmeye çalışılan çoğu kez de nesnel sonuçlar getirmeyen ve bir karmaşa yaratan değişim projeleri için de örnek teşkil edeceği söylenebilir."

Talim ve terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erdoğan, yeni sisteme ilişkin milli eğitim müdürlüklerine ayrıntılı bir genelge gönderdiklerini de sözlerine ekledi.

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

Şubat 25, 2007 - ÖĞRENCİ KIYMET KAZANIYOR

Kategori: Rehberlik

ÖĞRENCİ KIYMET KAZANIYOR

MEB yeteneklerin ön plana çıkacağı ‘Kişiye Özgü Eğitim Modeli’ni incelemeye aldı...Sınavlara hazırlanmak için okulu asan ve ‘Dersleri anlamıyorum’ diyen öğrencilerin önü yeni bir sistemle kesilecek.
TÜRK eğitim sisteminde ilköğretim son ve lise son sınıf öğrencilerinin sınavlara hazırlanmak için derslere girmemesinin önü, son sınıfların not ortalamasının da etkili olması sağlanarak kesildi. Öğrencilerin artık ‘Öğretmen anlatıyor, anlamıyorum’ diye bahanesi de kalmayacak. Öğrenci merkezli bir eğitimi benimseyen Milli Eğitim Bakanlığı şimdi de her öğrencinin kişisel yetenekleri ölçüsünde ders alabileceği ‘Kişiye Özgü Öğretim Modeli’ni incelemeye aldı.

DERSHANE GÜCÜ KIRILACAK:
SINAVLARA son sınıf dersleri de dahil edilerek okulların yerini alan dershanelerin de gücü kırılacak. Önümüzdeki yıl uygulanması planlanan ve ‘Öğrenemeyen öğrenci kalmaması’nı hedefleyen sistemi Türkiye’ye ilk kez Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları getirmişti. Bakanlık ‘Kişiye Özgü Öğretim Modeli’ne tam destek verdi. Her öğrencinin öğrenme kapasitesine göre eğitim verilmesini içeren sistem, yakında tüm okullarda uygulanabilecek.

 

KİTLE EĞİTİMİNE SON:
PROJEYE tam destek veren Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ‘öğrencinin kafasına bilgi depolama’ modelinin demode olduğunu belirterek ‘Modern çağların en büyük keşfi bireyin keşfidir’ dedi. Eğitim sistemimizin kitle eğitimini kapsadığını ve kişi yerine kitlenin muhatap alındığını anlatan Bakan Çelik ‘Fert diye bir şey yok, fertler kellelerden ibaret. Eğitim kurumları da onları tek tipleştirecek kurumlardır. Demokratik yapılarda insanlar, fert olarak değerlendirilir. Bireyi keşfeder, bireye önem verir’ diye konuştu.

BÜROKRATLARDAN DESTEK:
HERKESİN mutlaka öğrenebileceği bir öğretim stili olduğunu vurgulayan Bakan Çelik ‘Sen geri zekalısın, hiçbir şey anlamazsın’ diye kenara itilen bazı çocukların hayatının sonraki dönemlerinde büyük başarılara imza atan insanlar olarak toplumun karşısına çıktığını söyledi. Bu proje MEB’nın bir süredir uyguladığı yeni eğitim müfredatına sistem tam uyum sağladığı için bakanlık bürokratlarınca da destekleniyor.

Türkiye’nin öğrenci merkezi

TÜRKİYE’DE öğrenci merkezli eğitim kurumlarının başında TEVİTÖL İnanç Türkeş Lisesi geliyor. Bu eğitim kurumunda üstün yetenekli çocuklar eğitim görüyor. Okul 1993’te hayırsever Sezai-İnanç Türkeş tarafından 416 dönüm arazi üzerine kuruldu. Öğrenci başına yılda ortalama 25 bin YTL harcama yapılan okulun yıllık eğitim harcaması 3 milyon YTL. 93’ü kız, 109’u erkek 202 öğrencinin eğitim gördüğü okulda, 123 öğrenci tam burslu 79 öğrenci ise kısmi burslu okuyor. Okulun mezunlarına Harvard Üniversitesi’nin kapısı açılıyor. Eğitimlerinde kişisel yetenekleri sosyal etkinliklerle ön plana çıkarılan öğrenciler, bir bütün olarak ele alınarak sadece derslerle değil her yönden iyi yetiştiriliyorlar. Okulda IBDT (Uluslararası Bakolorya Diploma Programı) uygulanıyor. Mezunlar, uluslararası geçerliliği olan çift diplomayla hayata atılıyor.

ULUSLARARASI DİPLOMA VEREN OKULLAR:
Türkiye’de IBDT (Uluslararası Bakolorya Diploma Programı) uygulayan ve mezunlarının çifte diploma ile dünyaya açılabildiği okullar söyle: Robert Lisesi ve Koleji, İstanbul İnternational Community School, Aka Lisesi, Doğuş Lisesi, Eyüboğlu Lisesi, Mef Lisesi, Koç Lisesi, Kültür Koleji, Uğur Koleji, Tarsus Amerikan Lisesi, TEV İnanç Türkeş Lisesi.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Şubat 17, 2007 - GENÇLERE GÜVENMEK:

Kategori: Rehberlik

GENÇLERE GÜVENMEK :

Cumhuriyetin 80. yılını 'Kendinle Yüzleş' konseptiyle araştırma, dizi-röportaj ve söyleşilerle sayfalarına taşıyan Tempo, bu hafta mikrofonu gençlere tuttu. İstanbul'da Bahçe şehir Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Sabancı ve İÜ İletişim'de 'Tempo forumları' düzenledik. Arkadaşımız Enis Tayvan’ın yönettiği bu kum saatli forumlarda (Herkese kum saatinin süresi olan 3 dakika söz hakkı verildi) gençler cumhuriyete ilişkin düşünce ve beklentilerini açıkça dile getirdiler. Ankara'da ODTÜ, AÜ, Gazi, Bilkent ve Başkentli gençlerle yapılan toplantıyı ise Buket Güler yönetti. Sonuçlar bizce çok önemli. Çünkü gençlerin içinde bulunduğu psikolojik durumu da yansıtıyor. Ortaya çıkan tablo şöyle özetlenebilir:

 

1) Gençlere güven verilmeli:

Türkiye'nin kaotik ortamı gençlerin bir bölümünü gelecekten umutsuzluğa yöneltiyor. Ortak istek ise gençlerin önünün açılması, fırsat verilmesi. Türkiye, belki çok daha yaygın bir 'gençleştirme' operasyonu ile özgüvenine kavuşabilir. AKP hükümeti bu konuda yeni modeller üretmek zorunda.

 

2) Yolsuzluk son bulsun:

Gençlerin büyük bölümü için yolsuzluk Türkiye'nin önündeki en büyük engel. Bunun aşılması, topluma ve gençlere dürüst ekonomi' konusunda güvence verilmesi Türkiye'yi sıçratabilir. Cumhuriyetin 80. yılı genç enerjisini kullanmak isteyen Türkiye için iyi bir fırsattır.

Tempo Gençlik Forumları'nı düzenlemede bize yardımcı olan Bahçe şehir İletişim Dekanı Sayın Prof. Deniz Bayraktar'a, İÜ İletişim Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Suat Gezgin'e, Bilgi Üniversitesi'nden Sayın Prof. Toktamış Ateş'e, Sabancı Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübü'ne teşekkür ederiz. Tempo çeşitli konularda gençliğin nabzını tutmaya devam edecek.

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Şubat 2, 2007 - Okul Hayatı'nın Başında Öğrencilere İlk Taktikler

Kategori: Rehberlik

Okulların açılıp, içerisinin öğrencilerle dolmasından ortalama iki hafta gibi bir süre geçti. Okulun ilk günlerinde öğrencilerde içten bir sevinç olur ancak okulun ilk günlerinden sonra bu sevincin yerini kaygı, stres ve öğrencilere ait birtakım düşünceler alır.
Tam anlamıyla bir bilgi toplumu olma özelliğini kazanamadığımız için ve uzun dönemli stratejiler belirleme alışkanlığımızın ve sabrımızın olmadığı için okul hayatında verilen önerileri pek önemsemeyiz. Çoğunluklada zaten bu bilgiler, okul hayatının başında uzmanlar tarafından siz öğrencilere verilmez veya verilemez. Genellikle toplum olarak son dakika harekete geçme özelliğine sahibizdir. Bu nereden mi anlaşılıyor? Tabi ki ÖSS sınavına iki hafta kala tüm gazetelerin, dergilerin verdiği ders "çalışma teknikleri", "ÖSS sınav stratejileri" eklerinden (ÖSS sınavında izlenecek yol ve yöntemlerin bu dönemde verilmesi doğru olabilir).
Gazetelerin tiraj artırmak için bunları verdiğini düşünürsek, toplum olarak son dakikalarda harekete geçme özelliğine sahip olduğumuzu anlamamız hiçte zor olmasa gerek. Peki bu ders çalışma ve okul hayatındaki başarıyı artırmak için verilen son taktikler ne kadar işinize yarayabilir ? Bu uzun bir bayrak maratonu koşusu sırasında bitişe çok aza bir mesafe kala unuttuğunuz bayrağı almak için geri dönmeye benzer. Tek bir farkla bayrak yarışında bir yarışı kaybedersiniz, okul hayatında ise bir seneyi kaybedebilirisiniz.
Bu nedenlerden dolayı okul hayatına yeni başlandığı ve okulun ilk günlerinin verdiği rehavetin azaldığı bu günlerde siz öğrenciler "ilk taktikler" verme gereği duydum.
1. Neden okul hayatında başarılı olmanız gerektiğini düşünün. Eğer okul hayatında başarılı olma nedenlerinizi belirleyemezseniz, ders çalışmak, ders dinlemek, okumak, yazmak hatta okula gitmek bile size sıkıcı ve anlamsız gelebilir. Okul hayatından zevk alamadığınız taktirde başarılı olmanız söz konusu değildir. Bu akşam kendinize söz verin. Ve "neden" bu sene okul hayatında başarılı olmanız gerektiğini belirleyip bir kağıda yazarak somutlaştırın. Daha sonra bu kağıdı her zaman görebileceğiniz bir yere asın.
2. Ders nasıl çalışır ? Ders çalışma stratejisini biliyor musunuz ? Öğrenmeyi öğrenmek nedir ? Bu soruları kendinize sorup, cevaplar aradınız mı ? Öğrencilerin bir çoğu bu soruların cevabını merak etmiştir. Ancak bu sorulara cevaplara aramaya cesaret edememiştir. Bu belki de bildikten sonra sorumluluk almaktan korkmalarından kaynaklanıyordur. Ancak bu soruların cevabını bilmek okul hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Örneğin, bir arabayı sürmeyi öğrenmeden, arabayı hareket ettirebilirsiniz.
Ancak büyük bir ihtimalle kaldırımda duran çöp tenekelerine çarparsınız. İşte okul hayatının başında nasıl öğreneceğinizi öğrenmelisiniz ki, sene sonunda babanıza çarpmayasınız : )) daha da önemlisi hayat okulunun giriş kapısına çarparak yaralı bir şekilde bu kapıdan içeri girmeyesiniz. Eğer yanınızdan hayat okulda birileri hızla geçiyorsa bunlar "öğrenmeyi öğrenmiş" kişilerdir. Çünkü öğrenme süreci sadece okul hayatında değil, hayat okulunda da önemli bir yere sahiptir.
3. Her önemli işin başı plandır. Büyük şirketler ve hayata imzasını atmış insanlar belirledikleri hedeflere ulaşmak için kısa vadeli ve uzun vadeli stratejiler belirleyip yine bunlara ulaşmak için kısa vadeli ve uzun vadeli planlar yaparlar ve de yapmıştırlar. Okul hayatında da başarılı olmak isteyen öğrencilerde sene başında günlük, haftalık, aylık ve yıllık ders çalışma planı ve ana hedefe ulaşma stratejisi belirlemelidir. Uygulayabildiğiniz plan ve ulaştığınız ara hedefler sizi okul hayatında o kadar motive edecektir ki bu güç karşısında sizde şaşırıp kalacaksınız.
4. Sınıfta dersi dinlerken, evde ders çalışırken yoldan geçen arabaların korna sesi, simitçinin bağırma sesi, dışarıdaki çocukların gol çığlıkları, sizin o anda yapmış olduğunuz faaliyeti olumsuz yönde etkiliyorsa yani konsantrasyonunuzu bozuyorsa önünüzde sadece üç seçenek vardır: (1). Kulağınıza pamuk tıkmak sıcak havada pencerenizi kapamak böylece dersi dinlememek ve odadaki havasızlıktan dolayı yoğun baş ağrısıyla savaşmak. (2). Dışarı çıkıp bu sesi çıkaranlar ile kavga etmek. (3). Konsantrasyon gücünüzü ve yeteneğinizi artırmak. Bunlardan seçebileceğiniz en doğru yol üçüncü yoldur. "böyle bir şey olamaz" diyenleri duyar gibiyim. Bu oldukça yanlış bir kanıdır. Çünkü insan beyninin muhteşem gücünden birisi tek bir noktaya odaklanabilmesidir. Örneğin sinemada bir film seyrederken, filmdeki aksiyon sahnelerine yoğunlaşmışsanız, arkadakilerin mısır cipsi yerken çıkardıkları garip sesleri, öndekilerin koltuklarıyla yaptıkları amansız savaşı fark etmesiniz bile. Neden ? Çünkü dikkatinizi, konsantrasyonunuzu tek bir noktaya, filme odaklamıştınız. Bu nedenle konsantrasyon gücünüzü artırıcı egzersizleri öğrenip, bunları mutlak uygulayarak beyninizi tek bir noktaya odaklamayı öğrenin.
5. Lisede öğrenim gördüğüm sıralarda arkadaşımızın evine ders çalışmak için giderdim. Arkadaşımın odasında kocaman, güzel bir araba resmi asılı dururdu. Ve bizin ders çalışmak için girdiğimiz oda birden gelecek konusundaki hayallere, o arabayla ilgili hayallere kayardı. Akşam olduğunda da bizde ne ders çalışma yönünde bir ilerleme, ne öğrenme yönünde bir ilerleme nede o arabaya ulaşabilme yönünde ilerleme olmuştu. Bu nedenle çalışma ortamınızı, çalışma arkadaşlarınızı (en önemli çalışma arkadaşınız kendi iç arkadaşınızıdır. Onun söyledikleri sizin veriminizi düşürebilir.) Mutlak size çalışma motivasyonu ve havası verecek, konsantrasyonunuzu dağıtmayacak ve hayallere dalmanızı engelleyecek şekilde düzenleyin. Ders çalışma ortamınız mutlaka sessiz olmalı ve hayal kurmanıza neden olabilecek resim ve yazılardan arındırılmalıdır. Dersinizi, dağınık olmayan bir masada ve çok rahat olmayan bir koltukta çalışın (rahat koltuk zamanla size "hadi çok çalıştın birazda uyu" diyebilir.)
6. "alim unutur, kalem unutmaz" diye bir söz vardır. Bu söz bize bilgiyi unutmak istemiyorsan mutlaka not al demektedir. Not almak her şeyi aynen yazmak demek değildir. Not almak belirli plan ve tekniklere göre yapılmalıdır. Sağlıklı not tutabilmenin ilk koşuluda hiç kuşkusuz "etkin dinleme" dir. Bu nedenle nasıl not tutulur ? Nasıl etkili ders dinlenir? Bu sorulara cevaplar bulmaya çalışın.
7. Yatarak ders çalışma alışkanlığını varsa ve hatta böyle daha iyi anlıyorum diyorsanız bundan hemen vazgeçin. Eğer yatarak kitap okuyor, ders çalışıyorsanız, beyniniz ve fizyolojiniz zamanla kitap okurken, ders çalışırken uyu komutuna göre hareket etmeye başlar. Bu da kitabı görünce ve ders denince uykunuzun gelmesine neden olur. Eğer kitap okurken ve ders çalışırken masada dahi uykunuz geliyorsa siz yatarak kitap okuma ve ders çalışma alışkanlığına sahip bir kişisiniz demektir.
8. Bazı öğrenciler sıklıkla şunu söylerler: "çok çalıştım, gece iki ye kadar çalıştım ama sınavda yine başarılı olamadım." Bu öğrenciler tarafından oldukça sık söylenen bir cümledir. Sınava veya sözlüye veya konu anlatımına bir gün önceden ara vermeden gece yarılarına kadar çalışıyorsanız başarılı olamazsınız. Çünkü; (1) bu çalışma alışkanlığı "tekrar" prensiplerine aykırıdır. Bir gün 8 saat çalışacağınıza 8 gün birer saat çalışırsanız daha başarılı olursunuz. (2) gece yarısına kadar ders çalıştığınız için uyku düzeninizi aniden bozmuş olursunuz. Bu da sizde fizyolojik bir yorgunluğa neden olur. Fizyolojik yorgunluk ise stres içerisine girmenize neden olur. Stres ise düşüncelerinizin bloke olmasına, öğrenmeye çalıştıklarınızı hafızanızın "geri çağırma" işlemi süresini yerine getirememenize neden olur. Bu da bilgiyi çağıramamadan kaynaklanan unutmanın meydana gelmesine neden olur. (3) önemli bir görevinizi son güne bıraktığınız için yoğun bir kaygı yaşarsınız. Yerinde ve orantılı kaygı başarıyı sağlarken, aşırı kaygı başarısızlığa neden olur. Burada da karşımıza öğrencilik hayatında oldukça çok yaşanan "kaygı" kavramı çıkıyor. Kaygıyla baş edebilme yöntemlerini ve kaygıyı başarı kaynağı haline getirebilme yöntemlerini öğrenin ve uygulayın.
9. Arkadaşla ve ailenizle İletişim ve ilişkilerinize dikkat edin. İletişimsizlikten kaynaklanan olumsuz durumların sizin okul hayatınızdaki başarınızı etkilemesini böylece engellemeye çalışın.
10. Okul hayatında ve hayat okulunda ilk izlenimi uyandırmanın ve başarılı olmanın kriteri sınavlardır. Okul hayatındaki sınavlardan başarılı olmak isteyenler şu kuralları dikkate alarak çalışmalarına yön vermelidir. (1) öğretmeninizin düşüncesini kişilik yapısını öğrenin. (2) dersinize giren öğretmenin veya o öğretmenin branşındaki diğer öğretenlerin önceki yıllarda sorduğu soruları araştırın, öğrenin ve bu sorulara göre sınav çalışma stratejisi belirleyin. (3) sınava bir gün kala değil en aza bir hafta kala planlı bir şekilde çalışın. (4) sına süresini bilinçli kullanın. (5) sınav sonrasındaki eksikliklerinizi görün ve çözüm yolları arayın...
Okul hayatındaki tüm öğrencilere ve hayat okulundaki "sürekli öğrenenler" başarılar

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Şubat 2, 2007 - Neden öğretemiyoruz?

Kategori: Rehberlik

BİR EĞİTİMCİ OLARAK, gençlere, bilgi ve tecrübelerimizi aktarabilmemiz için belli kurumların var olması gerektiğinden şüphe etmiyorum. Bu kurumların bir yığın kural ve kanun doğrultusunda idare edilmesi gerektiğine de söyleyecek sözüm yok. Ancak bir insanın ömrünün en değerli yıllarını geçirdiği 'eğitim yuvaları'ndaki öğrenme süreci konusunda, bütün o kurallar ve kanunlar manzumelerini ortaya koyup üzerlerinde derin derin düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.
Yaratıcı'nın biz insanoğluna bahşettiği en değerli hediye olan öğrenme mekanizması ilgi ve merak duygusu eğitim yuvalarımızdan neredeyse kapı dışarı edilmiş durumdadır. Eğitim ve öğretim adına milyonlarca çocuk ve gencin düşünme güçleri ve üretkenlikleri yok olmaktadır. Çünkü eğitim sistemimizin-felsefî temellerindeki çarpıklıklar bir yana-bilimsel metotları, insan beyninin öğrenme gerçekleriyle taban tabana bir ters duruş sergilemektedir. Beyin ve öğrenme gerçeklerine ters bir şekilde sürdürülen eğitim de, eğitmemektedir.

BEYİN NASIL ÖĞRENİR?:
Beynin nasıl öğrendiği konusunda son yirmi yıl içinde ilginç gelişmeler oldu. Beyninin her iki lobundan biri alınan hastalar üzerinde gerçekleştirilen çalışmalar hızlı öğrenme ve hafıza eğitimi metotlarında çığır açtı.
Bunca gelişmelere rağmen beyin, hâlâ insan vücudunun çalışması hakkında en az şey bilinen organı olma özelliğini koruyor. Konunun uzmanlarına göre bir çok kişi beyin potansiyelinin ancak % 4-8 arasındaki bir kısmını kullanıyor. Beyin gerçekleri, başarılı bir eğitimin insanın öncelikle kendini tanıması ve keşfetmesine; nasıl öğrendiğini öğrenmesine bağlı olduğunu gösteriyor. İnsan beyni yaratılış itibariyle bir öğrenme programıyla yüklü olarak gelmektedir. Ancak bu programın yanında 'kullanıcı el kitabı' mevcut değildir. Zaman geçtikçe öğrenilen bilgi ve becerilerin modası geçmekte ve kullanılmaz hâle gelmektedir. Modası geçmeyen ve hayat boyunca ihtiyaç duyduğumuz ise 'öğrenmenin öğretilmesidir.'
Bu gelişmeler 'başarılı insan' kavramında da değişikliğe yol açtı. Günümüzün başarılı insanı beyninin her iki yarısını da etkili ve dengeli bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor.. Beyin hücreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş insanlar, beyinlerine ne kadar bilgi yığmış olurlarsa olsunlar düşünce, muhakeme, akıl yürütme becerileri gelişmemekte, bu yüzden de eğitilmiş sayılmamaktadır.
Beyin nasıl öğreniyor? Beynin öğrenme ile ilişkisi nedir? Şimdi bunları ele alacağız.
HİPOKAMP VE ETKİLİ ÖĞRENME
İç içe üç bölüm hâlinde bulunan beynimizin orta beyin bölümünde yer alan 'hipokamp' (hippocampus) 'hafızanın merkezi' durumundadır. Bu merkez 'beynin yazıcısı' gibi faaliyet gösterir.
Beynin yazıcısını kendi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz bilgileri kaydedebilir miyiz?
Hipokamp bölgesi bilgilerin kalıcı hafızaya geçip, geçmeyeceğine karar veren merkezdir. Çeşitli şekillerle bize ulaşan bilgiler, verdiğimiz önem derecesine göre kaydolmaktadır beyne. Merak ve ilgi duymadığımız, önemsemediğimiz; kısacası duyguların hareketlenmediği olaylarda gelen bilgiler düşük frekanslı elektrik sinyalleri şeklindedir. Sonuçta zayıf sinaptik bağlar oluşur ve beyin 'hardiskine' (korteks) kayıt işlemi gerçekleşmez. Çünkü böyle durumlarda 'alıcılar' (duygular) harekete geçmemektedir. Duyguların uyandığı olaylarda ise hipokamp hareketlenmekte ve 'korteks'e kayıt işlemi tamamlanmaktadır.
Dış beyin kısmını teşkil eden korteks, beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni buluşlar yapan, merak eden, plân yapan, öğrenmenin, zekanın ve hafızanın oluştuğu bölüm olup, sınırsız bir kapasiteye sahip görünmektedir. Üzerindeki görme, duyma ve diğer algılama merkezleriyle ve dış dünyayla sürekli iletişim halinde bulunur. Bu kapasiteyi nöronlar arasında kurulan ilişkiler sağlamaktadır. Merak ve ilgi eksenli bilgiler, duyguları uyandıran olaylar olduğundan orta beyindeki hipokamp, giriş vizesi vermekte, bilgiler beyin korteksi üzerine kaydedilmektedir.
İstatistikler, bir toplumda ancak %7-10'luk öğrenci kesiminin her şeye karşı meraklı olduğunu gösteriyor. Bunlar ek bir motivasyona ihtiyaç duymadan ilgi ve meraklarının yüksekliği sebebiyle öğrenmeyi her ortamda başarırlar. Bu durumda eğitimde temel kaygı ve hedef % 90'lık büyük çoğunluğun nasıl motive edileceği üzerinde düğümlenmektedir. Bu yüzden aktif ve doğru eğitim modelleri, öğretmenin 'iyi ders verme' ve 'iyi ders anlatmasından' farklı bir durum ortaya koymakta; 'iyi motive etme ve merak ve ilgi uyandırmayı' öne çıkarmaktadır.
Öğrencinin konuya ilgisinin çekilmediği, merakın uyandırılmadığı ve konunun zevkli ve eğlenceli hâle getirilmediği öğretme süreçlerinin, başarısız kalması hipokamp denilen beyin bölgesinin uyarılmamasıyla ilgilidir. Üzerinde merak ve ilgi etiketi taşımayan bilginin beyne girmek için gerekli vizeyi alması mümkün değildir. Bu yüzden de "merak ilmin hocasıdır" denilmiştir. İnsanlar, yalnızca öğrenmeyi isterlerse öğrenirler. Kendilerini, merak ve ilgilerini beslerlerse geliştirebilirler. Enerji ve güçlerinin kaynağı kendileridir. Bir bilgiyi şuurlu olarak istemeyen ve bulduğunu da şuurlu olarak özümsemeyen ve kullanmayan kişi aslında öğrenmeyi başaramamış demektir.

BEYİN LOBLARININ ÖĞRENMEDEKİ YERİ:
Birçok test sonucunda, beynin sol lobunun, konuşma, matematiksel işlemler, diziler, sayılar ve analiz gibi konularda çok üstün olduğu, mantıklı ve doğrusal çalıştığı tespit edildi.
Araştırma sonuçları beynin sağ lobunda da, ritm, hayal kurma, renkler, boyut, hacim, müzik gibi fonksiyonların icra edildiğini ortaya koymaktadır. Beynin sol tarafı bilgiyi mantıklı ve doğrusal olarak işlemekte, sağ lop ise artistik tarafı oluşturmakta, detaydan çok resmin bütünüyle ilgilenmekte ve bilgiyi şekil ve hayal gücüyle işlemektedir.
Sağ lobun duygular, inanma ve hayallerin etkisinde olduğu ve fotoğrafik, yani bütünsel öğrendiği ortaya çıktı. Bu yüzden bilgiyi sıra ile işleyen sol lobun aksine sağ lobun öğrenmede çok daha hızlı ve etkili olduğu anlaşıldı. Ayrıca, insanın mucitlik ve üretkenlik kısmı sağ lob fonksiyonları arasında yer almaktadır.
Sadece sol lobu gelişmiş olan ve bu lobu iyi kullanan insanların üretken düşünebilmesi sağ loplarını da geliştirmelerine bağlıdır (gerekir). Öğrendikleri konuları ve formüllerden yeni şeyler üretebilmeleri ancak beynin sağ lobunu işin içine katmaları ile mümkündür.
Beynin her iki lobu birbirini tamamlayan fonksiyonlara sahiptir. Her iki lob arasında yoğun sinir lifinden oluşan 'korpus kallosum' ağ demeti bulunur. Bu ağ, beynin sağ ve sol lobu arasında sürekli bilgi alışverişinin yapılmasını sağlayan bir köprüdür.
Sağ beyin yaratıcılığı, duygusallığı, seslere ve renklere, hayal gücüne, sezgilere ve soyut algılamalara daha yatkın çalışırken; sol beyin mantıklı, sistematik ve analitik düşünmeye, yazı ve sayılara, ölçme, değerlendirme ve eleştirmeye daha yatkın olarak çalışmaktadır. Beyinlerinin bir yarısını diğerine göre daha iyi kullanan kişiler, diğer boyutta çalışan yarıküre'nin yeteneklerine ihtiyaç duyduklarında zorlanırlar ve başarısız olurlar.
Hızlı ve etkili öğrenmenin yolu beynin her iki lobunu birlikte ve dengeli kullanmaktan geçiyor. Bir kuşun uçabilmesinin iki kanatla mümkün olması gibi etkili öğrenme için beyin loblarının her ikisinin dengeli gelişimine ihtiyaç vardır.
İki lobun birlikte kullanıldığı, birbirleriyle uyumun sağlandığı ve işbirliği içinde çalışıldığı durumlarda kişisel yetenek ve etkinlikte olağanüstü artış gözlenmektedir. Eğitimde beynin iki lobunun kullanımı, beyin kapasitesinin iki kat değil, kat kat arttırmasına yol açmaktadır.
Kitap okurken genelde her iki lob birlikte koordineli bir şekilde çalışmak zorunda kaldığından kitap okumak beyin loblarının dengeli gelişiminde en faydalı faaliyetlerdendir. Sol lobca takip edilen ve kavranan sözel kavramlar, sağ lobla tasvir edilir, şekil, imge ve yeni düşüncelere dönüştürülür, canlandırılır. Halbuki, televizyon izleme sağ lobu genelde pasif durumda bırakmaktadır. Bu yüzden de beyin gelişimine pozitif bir katkı sağlamamaktadır.
İnsanların yüzünü kolayca hatırlarken, ismini hatırlamada zorlanışımız sağ lobun öğrenmede sol lobdan ne derece etkin olduğunu gösterir. "Bin defa duymaktansa bir defa görmek yeğdir" Çin atasözü de bu gerçeğe parmak basmaktadır. "Hafıza şekillerle, temsillerle çalışır ve bilgiyi resimlerle işler" şeklinde ifade edilen hafıza gerçeği aslında sağ lobun şekil, resim, hareket ve boyuta duyarlılığı; hayallerin ve üretici düşüncenin merkezi olması vesilesiyle öğrenmede olağanüstü etki ve fonksiyonuna işaret etmektedir.
Bazı insanlar okuduğu, gördüğü ve duyduğu bilgileri kolayca ve hemen hatırlıyorlar. Bunlar 'fotoğrafik hafızaya' sahip insanlardır. Fotoğrafik hafızaya sahip insanlar üzerinde yıllar süren bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Bunların en önemli özellikleri beynin her iki lob fonksiyonlarını birlikte ve dengeli olarak kullanmalarıdır.
Ülkemizde bilgiyi aktarmaya dayanan 'söyleme-anlatma,' 'öğretme' metodundan ibaret kalan eğitim şekli beynin sol lobunun, diğer bir deyişle beynin yarısının kullanıldığı eğitim tarzıdır. Hayal gücü, renk, şekil, boyut, bütünsel kavrayış, hayal, duygular, eleştirel ve yaratıcı düşünme gibi özelliklerine sahip sağ lob fonksiyonları yerine getirilememektedir.
Boş bir kutu içine bir şeyler dolduruyor muşcasına süre giden sadece sol loba hitap eden ezberci eğitimin, ne derece verimsiz kaldığını hep birlikte görüyoruz.
Eğitimle ilgili toplumda yaygınlaşan çarpıcı ifadeler de aslında özellikleri yeni anlaşılan beyin gerçeklerinin somutlaştırılmış ifadeleri olmaktadır.
Anadolu Liseleri Sınavlarına veya üniversiteye hazırlayacağız diye eğitim, tamamen ezberci ve tekrara dayanan sol beyin ağırlıklı bir öğrenim yöntemine dönüştürülmüştür. Bu durum bir öğrenim ya da öğrenme değil sadece kişilere verilen bilgilerin belleğe kayıt edilmesidir. Bu kayıtlar ise inanılmaz bir hızla bellekten silinmektedir (ya da öğrenciler bu kayıtlara ulaşamamaktadır).
BEYİN HÜCRELERİ ARASINDA KURULAN BAĞLANTILAR:
Gerçek öğrenme bir bakıma oluşan bilgi tabanlarının üzerine alttakilerle bağlantılı yeni bilgiler inşa etmek demektir. Bu da ancak beyin sinirlerinin ağ oluşturması ile sağlanmaktadır. Beyinde 10 milyarın üzerinde beyin hücresi vardır. Kurulan hafıza ilişkileri ve zihinsel faaliyetlerin her biri bu hücreler arasında yeni bağlar kurarak bir ağ tabakası oluşturmaktadır. Kurulan bağların sayısı ne kadar fazla
ise zihinsel potansiyelin gücü de o derece yüksektir. Hücreler arası ağ tabakasındaki her ilave bağ, hafıza-muhakeme-anlama-fikir yürütme gücünü kat kat artırmaktadır.
Bunun nasıl olduğunu kısaca anlatalım. Beyin hücresi şekil olarak ahtapota benzer.. Ortada bulunan hücreden etrafa doğru küçük ipliksi uzantılar yayılır. Dokunma, duyma ve görme gibi duyu organları yardımıyla beyine gelen mesajlar veya hayal gücüyle beynin kendisinin ürettiği düşünceler beyin

hücreleri üzerindeki bu ipliksi kanallar yardımıyla beynin içinde iletişim sağlarlar. Bu iletişim, bir bakıma milyonlarca zincirleme kimyasal reaksiyonlardır ve beyin hücreleri arasında yeni bağlar kurulması olayıdır.
Bu tip bağlanmayı sağlayan düşünceler yeni bilgiyle daha önceden bilinen bilgiler arasında şuurlu veya şuursuz olarak ilişki kuran zihinsel faaliyetlerdir.
Orta beyindeki hipokamp, özellikle duygusal boyutlu; bizi ciddi etkileyen olaylarda beyin hücreleri arasında kalıcı ve sağlam bağlar kurmasını sağlar. Gelen bilgiler, şayet hipokampı uyaracak nitelikte ise, diğer bir deyişle duygu eksenli ve merak odaklı ise; beyin kapısından içeri girmeye "izin" verilir.
Eskiden insanlar şimdiki gibi, telefon bağlantılarına sahip olmadığından haberleşme zayıftı. Birbirinden bağımsız durumdaydılar. Şimdi ise iletişim araçları sayesinde tüm dünya adeta bir köy hâline gelmiş bulunuyor. Beyin hücrelerinin başlangıç hâlini, birbiri ile iletişimi kopuk eski çağlardaki insanlarının vaziyetine benzetebiliriz. Başlangıçta beyindeki nöronlar arasında da çok fazla bağlantı yoktur.
Beyin yeni öğrendiğimiz bir bilgiyi yeni sinirsel bağlantılar oluşturarak "kullanışlı ve bilimsel düşünce" hâline getirir. Yani daha önce öğrenilen bilgilerle ilişkilendirir. Kurulan hafıza ilişkileri ve zihinsel faaliyetlerin her biri bu hücreler arasında yeni bağlar kurarak bir ağ tabakası oluşturmaktadır. Kurulan bağların sayısı ne kadar fazla ise zihinsel potansiyelin gücü de o derece yüksektir.
Beyin, korteksi düşünen ve düşündükçe de sinirsel ağlar oluşturan bir yapıya sahiptir. Bu da, insan biyobilgisayarının diğer bilgisayarlardan ayıran bir temel özelliğini teşkil eder.
Beyinde 12 adet beyin hücresinin birbiriyle bağlanma alternatiflerinin sayısı bir permütasyon hesabıdır. Bu hesabın sonucunda olağanüstü büyük bir rakamla karşılaşıyoruz: 479,001,600. Beyin hücresi sayısını sadece bir artırdığımızı yani 13 yaptığımızı düşünelim. Ortaya çıkan sayı şimdi çok daha büyük: 6,227,020,800.
Milyarlarca beyin hücresi olduğuna göre sonucun büyüklüğünün rakamlarla ifadesi mümkün değil. Hücreler arası ağ tabakasındaki her ilave bağ, hafıza-muhakeme-anlama-fikir yürütme gücünü kat kat artırmaktadır.
Bir bilgisayar alıp, ona bazı programlar yükleyerek kullanabilirsiniz. Ancak bilgisayarınızın donanımını, kapasitesini ve elektronik devrelerini programlar yardımıyla değiştiremezsiniz. Halbuki sahip olduğumuz biyobilgisayar yaradılış itibariyle öyle programlanmıştır ki, programı iyi kullandığınız sürece yeni devreler oluşmakta ve kendi kendini geliştirmektedir. Kendinizi yormadan kolayca hatırladığınız bilgiler hücreler arası sağlam ve kalıcı bağlar sonucu ortaya çıkar. Şu halde hızlı öğrenme ve kalıcı bir hafıza gücüne sahip olmanın üçüncü önemli adımı, düşünme tarzının, beyin hücreleri arasındaki bağların artması ve güçlendirilmesi ile ilgili olmaktadır.
EĞİTİM NEDEN EĞİTMİYOR?:
Mevcut eğitim, nedenini sorgulamadan söyleme-konuşma yoluyla "doğruları aktarma" temeline dayanmaktadır. Bu eğitim sürecinde öğrenci yüklenilen bilgileri daha önceki bilgilerle ilişkilendirilmemekte "muhakeme-akıl yürütme-yorumlama vb.. zihnî boyuttan uzak bir şekilde sadece hafızaya yığmaktadır. Bu yüzden bu süreçte beynin "sağ lobu" öğrenmeye dahil olmadığı gibi, yeni "sinir bağı" oluşumu da söz konusu olmamaktadır.
İşte bu yüzden her türlü "tekrar" ve "bilgiyi aktarma" işlemleri ve de öğretme çabalarının beynin düşünce yapısının oluşumuna (ağ tabakalarının gelişimine) katkısı olmamaktadır. Bu gerçek ışığında ülkemizde uygulanan ezberci eğitim sisteminin "eğitsel hedeflerine" neden ulaşmadığını, insanların neden düşünmeyi öğrenemediği ve yetkililerin ve topyekûn insanımızın, problemler karşısında neden aciz kaldığı daha iyi anlaşılmaktadır.
Kur'an'da "faydası olmayan bilginin peşine düşme" (İsra, 36) ayeti pratiğe dönüşmeyen "kuru bilgiye" karşı insanı dikkatli olmaya çağırır. Hz. Peygamberin "faydası olmayan ilimden Allahım sana sığınırım" duası da konumuz açısından ilgi çekicidir. Kur'an-ı Kerim'de yer alan "kitap yüklü merkep" ibaresi habire bilgi yüklemeye çalışan ve öğrencileri bilgi hamalı olmaktan öte bir meziyet kazandıramayan eğitim yapımızla uyuşması ilginçtir.
Beynin öğrenme mekanizmasını ve gücünü harekete geçiren aktif eğitim modellerinden birisi "senaryo temelli-proje destekli" eğitimdir. Dersler "temsiller" hâlinde sunulunca, yani anlamlı senaryolarla birleştirildiğinde dersler, sınıfların "sun'i duvarları" arasına "hapsolmaktan" kurtularak "gerçek hayatla" birleşmekte, yaparak ve yaşayarak "gerçek öğrenme" ortaya çıkmaktadır. Hafıza merkezi hipokamp gibi beyin sağ lobu da öğrenme faaliyetine dahil olduğundan verim olağanüstü yükselmektedir.
Dileğimiz, yaratılışa ve eğitim gerçeklerine ters bir şekilde sürdürülen eğitimin sorgulanarak bir an evvel beyin gerçeklerine riayet eden aktif eğitim modellerinin hayata geçirilmesidir.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

( PAYAS METEM KİMYACI )

Son Yazılar

DİKKAT!.. BİTKİ ÇAYLARI ZEHİRLİYOR...
ALTIN BİLEZİK
BAŞARMAYI BAŞARMAK
BESLENME VE KANSER
DENGELİ BESLENME KURALLARI
RESMİ TATİL VE BAYRAMLARDA EK DERSLER KESİLMEYECEK
4,5 MİLYON ÖĞRENCİ OKULA GİTMİYOR
600 BİN ÖĞRETMENE BİLİŞİM EĞİTİMİ
LİSELERE DE SEVİYE SINAVI GELİYOR
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
<



DİLİNİZDEN UTANMAYIN

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
İKİNCİ BLOGUMUZ TIKLAYIN
KİMYASANAL NET
KİMYA DERSİ
KİMYA EVİ
ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZ
İSTİKLAL MARŞI
ULU ÖNDER ATATÜRK
HATAY MEB
PAYAS METEM
DÖRTYOL MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ
T.C. KİMLİK NO SORGULAMA
DEVLETİM
EMEKLİ SANDIĞI
KİMYACI
KANALTÜRK
HÜRRİYET GAZETESİ
MİLLİYET GAZETESİ
SABAH GAZETESİ
ÖĞRETMEN SİTESİ TÜRKÇECİ
ÖĞRETMENLER ODASI
ÖĞRETMEN PORTALI MEB
EĞİTİMSİTEM
EĞİTİM100
HATAY HABER
KENT HABER HATAY
KENT HABER ERZİN
GÜZEL MEMLEKETİM ERZİNİMİN SİTESİ
MEMURLAR NET
İLKOKUMA
PEKİYİ.COM
ŞİİR SİTESİ (İNDİR-DİNLE)
DERS DİNLE SKOOOL
KİMYAGERİZ
KİTAP YURDU
ÖĞRETMENLERİN SİTESİ
REHBERLİK PORTALI
SINIF ÖĞRETMENİ
EĞİTİMCİLER
PDR SERVİSİ
EĞİTİM EVİ
OKUL BAHÇESİ
ÖĞRETMENLER SİTESİ
İNGİLİZCE ÖĞREN
SINAV SONUÇLARI
ÖĞRETMEN TV
DERSİMİZ.COM
ÖDEV SİTESİ
GLOBAL VİZYON
İNTERAKTİF OKUL
LGS
AKTÜEL EĞİTİM
AÇIK OKUL
FEN OKULU
ÖĞRETMENİN PUSULASI
ÖĞRETMENLER PORTALI
TALİM TERBİYE KURULU BAŞKANLIĞI
HAZIR YILLIK PLANLAR
RESMİ GAZETE
EĞİTİM SİTESİ
EĞİTEK
GÜNCEL EĞİTİM
ÖĞRETMENİN GÜNLÜĞÜ
EĞİTİMCİYİZ
TERBİYE NET
GAZETE OKU
COĞRAFYA SAATİ
EDEBİYAT EVİ
EĞİTİM YENİ ADRESİ
CANIM ÖĞRETMENİM
MEMOCAL
ÖĞRETMEN DOSTU
MEB
TÜRKİYENİN KİMYA KÜTÜPHANESİ
KARNEM.NET

Flash Toys

Kategoriler

ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ

şiir pınarı karakurum vatanseverpatriot payas gerçek yaşamdan ibrahimyalcin1982 ibrahimyalcin1982 vakanuvis Image Hosted by ImageShack.us aysberg cankuşum edebiyat

Arkadaşlarım


Profile Cursors

Backgrounds FreeGlitters.Com