Free Hit Counter

PAYAS METEM ( KİMYACININ YUVASI )

SEVGİLİ ÖĞRENCİLER DEĞERLİ ARKADAŞLAR BLOĞUMA HOŞ GELDİNİZ

August 21, 2007 - ALTIN BİLEZİK

Kategori: Makalelerim

ALTIN BİLEZİK

Her insan, gerek ruh gerekse beden açısından birbirinden farklı olarak yaratılmıştır. Fizikî görüntüsüyle, ruhî yapısıyla bin bir çeşit insan… Milyarlarca insanın her birinin parmak izi farklı. Yaratıcı, hepimizi bir insan olarak yaratmış. Ana hatlarıyla aynı yapıdayız: Baş, el, ayak, yüzü, göz… Ama ayrıntılarda milyarlarca farklılık… Bir marangoza aynı özellikleri taşıyan on adet masa siparişi verelim. Dört ayaklı, dikdörtgen, malzemesi meselâ ceviz ağacından, boyası aynı … Bu siparişimizin, aynı malzeme, boya ve ölçülerle istediğimiz güzellikte yerine getirilmesi mümkün mü? Ya milyarlarca insan. Yalnızca dış görünüşü ile değil, ruh yapısıyla da farklı milyarlarca insan. Hepsi farklı, hepsi insan. Ne büyük bir kudret! Her birimizin ilgi alanı, becerisi, zevki, tercihleri farklı. Hepimizde az ya da çok ortak özellikler var: İyiliği sevme, sanata ilgi duyma, okuma, düşünme, üretme, birlikte yaşama, görev ve sorumluluk üstlenme… Sanata, bir şeyler üretmeye ilgi duyarız. Sanatçıyı takdir ederiz. Güzel sanat eserlerini hayranlıkla seyrederiz. Geleneksel el sanatlarımızın kaybolmaması için çalışırız. Ne var ki biz de bir sanat türüyle amatörce de olsa ilgilenmeyi düşünmeyiz. Çoklukla da “bu işi beceremem ki…” diyerek ilgisizliğimizin gerekçesini (!) savunuruz. Sanatçı olmak elbette kolay değil. Ancak, içimizdeki sanat duygusunu, becerilerimizi fark etmek, onları geliştirmek yolunda ilk adımları atmak durumundayız. Nelere ilgimiz ve becerimiz var? Kendimizi keşfetmeliyiz. Geçmişten günümüze sanatımız zengin bir birikime sahip. Geleneksel sanatlarımız, usta çırak ilişkisiyle devam ediyor.Sanat eserlerimiz müzelerimizde büyük hayranlıkla izleniyor. Sergiler açılıyor. Ödüller veriliyor. Ressamlarımız, mimarlarımız, bestecilerimiz, hattatlarımız, geleneksel süsleme sanatçılarımız… Güzel sanat eserlerinin ruha seslendiğini, onu dinlendirdiğini biliyoruz. Gözlerden ruhlara akan güzelliklerin, insan ruhunu güzelleştirdiği, incelttiği de bir gerçek. Bu nedenle güzellikleri paylaşmak, ruhumuzu güzelleştirmek durumundayız. Günümüz insanı bir koşuşturmanın içinde bu güzelliklerden uzak kalıyor ne yazık ki. Ruhunu doyuramıyor yeterince. Ruhî sıkıntılar, streslerle uğraşıyor. İnancımız çalışmayı ibadet sayar. Kutsal kitabımız, “İnsan ancak çalıştığına erişir. Onun çalışması şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.”(Necm,39-41), Sevgili Peygamberimiz, “Allah mutlak güzeldir ve güzeli, güzel işleri sever” buyurur. Fıtratımızdaki güzelliklerin, zenginliklerin hayatımıza da yansıtılması, elimizin işlemesi, ruhumuzun dile gelmesi tabiî bir ihtiyaç. Sanat, bir yandan ruhumuzu onarır, diğer yandan ekonomik bir değer halinde ortaya çıkar. Ekonomiye, bütçemize katkı da sağlar. Sanatın bu yönünü atalarımız, “Sanat altın bileziktir.” sözüyle özetler. Sanatçı bu altın bilezikle hiçbir zaman aç kalmaz. Her zaman üretir, kazanır, kazandırır. Kamu, özel kurumlar, halk eğitim merkezleri, yerel idareler düzenledikleri meslek edindirme ve sanat kurslarıyla bu anlamda önemli hizmetleri gerçekleştiriyorlar.Çocuklarımızın, bizlerin benzeri kurslarla “altın bilezik” ler edinmemiz ne güzel! İşimizden arta kalan zamanı hobilerimizle değerlendirmek, ruhumuzu dinlendirmek, aile bütçemize katkıda bulunmak istemez miyiz? Zamanımızı kahve köşelerinde, kaldırım taşlarında, boş, gereksiz meşguliyetlerle, harcamak, israf etmek bir Müslüman’a yakışır mı? Çalışmak, hayırlı eserler üretmek görevimiz. Peygamberlerin hemen hepsi bir yandan çalışmış, hayatlarını kazanmış, bir yandan da insanları doğru yola çağırmışlardır. Âdem peygamber çiftçilik, Nuh peygamber marangozluk, Davut Peygamber demircilik, Musa peygamber çobanlık, İdris peygamber de terzilik yapıyordu. Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit usta bir marangozdu. Pek çok padişah; şair, hattat, bestekârdı. Geçmişte pek çok devlet, bilim adamı aynı zamanda belli sanat dallarında da eser veriyordu. Günümüzde sanat dünyamızın önemli isimlerinin çoğu, sanatı dışında farklı mesleklerde çalışıyor. İş ve sanat birlikte yürütülerek, hayat daha anlamlı ve üretken kılınıyor. Başarı, kazanç ve mutluluk hayata yansıyor. Müslüman, inancı gereği çalışkan ve üretken olmalı. Zamanı israf etmemeli. “Allah çalışanı sever.” , “Veren el alan elden üstündür.” gibi kutlu sözleri, “İşleyen demir paslanmaz.” atasözünü hayatında ilke edinmeli, başta kendisi olmak üzere çocuklarının, eşinin dostunun “ altın bilezik” ler edinmesi için günümüzün her imkânını değerlendirmeli. Üretmek, başarılı olmak için sanat. Ruhumuzu dinlendirmek için…

28 YorumYorum yaz!Bağlantı

Hazirane 25, 2007 - BAŞARMAYI BAŞARMAK

Kategori: Makalelerim

 BAŞARMAYI BAŞARMAK

 

Neden insanlar başarıya ulaşmak için çabalar?

Başarıyı elde etmenin yolları nelerdir?

İnsandan insana değişen başarı ne demektir?

Başarmak, başarabilirim demek, başardım diyebilmek çok mu zor?

İşte tüm bu sorular, toplumumuzda sorulan klâsik sorular hâline geldi. Başarmanın hiç de o kadar zor olmadığını kavrayabilen insan sayısı, günümüzde ne yazık ki çok az.

Peki neden acaba?

Başarmak, insanın elde etmek istediklerini yapması ve bunlardan bir haz duymasıdır. Başarının temelinde yatan en önemli gerçek, başarabileceğine inanmaktır.

Peki öyle de başarabileceğimize nasıl inanacağız? Bunun en güzel yolu ise toplumumuzda kimsenin çoğu kez denemediği başarmayı öğrenmek yoludur. Başarmayı öğrenmek, başarıya ulaşabileceğimiz yolları tespit etmek ve bunları hayatımıza nasıl uygulayabileceğimizi belirlemektir. Belirlediğimiz bu esasları, hayatımızda uygulamaya sokmalıyız. Bizden daha başarılı olan insanları incelemeli, nelerinin bizden üstün olduğunu tespit etmeliyiz. Acı bir olay yaşayarak bir tecrübe edinmektense, başkalarının tecrübe meşalelerinden yararlanabilmeyi öğrenmeliyiz. Böylece hem üzülmeyiz ve hem de kâra geçeriz.

Başarmayı öğrenmek, başarabileceğine inanmanın ilk adımıdır.

Başarıya ulaşmanın ikinci aşaması ise tamamen kararlı olmanız ve kendinizi şartlamanızdır. Öncelikle başarabileceğinize inanmalısınız. Fatih Sultan Mehmet, gemileri dağlardan yürütmeden önce bunu yapabileceğini düşünmedi mi? Yapabileceğini düşündü ki böyle bir girişimde bulundu.

Eğer Jules Verne, Ay’a gidebileceğini düşünmesiydi, bunun gerçek olabileceğine inanmasaydı, belki de bugün insanlar Ay’a gidemeyecekti. Çünkü böyle bir düşünce olmayacaktı.

Demek ki başarabileceğine inanmak başarmanın yarısıdır. İnsan, başaracağını her zaman bileceği için kendisini devamlı motive edecek ve hedeflerine ulaşmak için karşısına dikilmiş olan engelleri yıkmanın hiç de zor olmadığını görecektir. Kendimizi hedeflerimize şartlamalıyız ki onu en kısa yoldan elde edelim.

Amerika’da yapılan bir reklâm filmi için bir NBA basketbolcusunun reklâm gereği potaya basket atmaması gerekiyormuş. Oysa basketçi bunu ancak dokuzuncu atışında başarabilmiş. Kendisini öyle şartlamış ki artık başarmamak diye bir ifadenin ne olduğunu unutmuş. Basket atacağına her zaman için inanmış.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, aslında başarmak insanın fıtratında var olan bir özelliktir. Asıl olan o Hedefimiz her zaman için "BAŞARIYI ELDE ETMEYİ BAŞARABİLMEK" olmalıdır emekle olur. Başaracağına inanan insanların başaramamaları için hiçbir gerekçeleri yoktur.

39 YorumYorum yaz!Bağlantı

Ocak 31, 2007 - Gençlere Güvenmek

Kategori: Makalelerim

Cumhuriyetin 80. yılını 'Kendinle Yüzleş' konseptiyle araştırma, dizi-röportaj ve söyleşilerle sayfalarına taşıyan Tempo, bu hafta mikrofonu gençlere tuttu. İstanbul'da Bahçe şehir Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Sabancı ve İÜ İletişim'de 'Tempo forumları' düzenledik. Arkadaşımız Enis Tayvan’ın yönettiği bu kum saatli forumlarda (Herkese kum saatinin süresi olan 3 dakika söz hakkı verildi) gençler cumhuriyete ilişkin düşünce ve beklentilerini açıkça dile getirdiler. Ankara'da ODTÜ, AÜ, Gazi, Bilkent ve Başkentli gençlerle yapılan toplantıyı ise Buket Güler yönetti. Sonuçlar bizce çok önemli. Çünkü gençlerin içinde bulunduğu psikolojik durumu da yansıtıyor. Ortaya çıkan tablo şöyle özetlenebilir:

1) Gençlere güven verilmeli:

Türkiye'nin kaotik ortamı gençlerin bir bölümünü gelecekten umutsuzluğa yöneltiyor. Ortak istek ise gençlerin önünün açılması, fırsat verilmesi. Türkiye, belki çok daha yaygın bir 'gençleştirme' operasyonu ile özgüvenine kavuşabilir. AKP hükümeti bu konuda yeni modeller üretmek zorunda.

2) Yolsuzluk son bulsun:

Gençlerin büyük bölümü için yolsuzluk Türkiye'nin önündeki en büyük engel. Bunun aşılması, topluma ve gençlere 'dürüst ekonomi' konusunda güvence verilmesi Türkiye'yi sıçratabilir. Cumhuriyetin 80. yılı genç enerjisini kullanmak isteyen Türkiye için iyi bir fırsattır.

Tempo Gençlik Forumları'nı düzenlemede bize yardımcı olan Bahçeşehir İletişim Dekanı Sayın Prof. Deniz Bayraktar'a, İÜ İletişim Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Suat Gezgin'e, Bilgi Üniversitesi'nden Sayın Prof. Toktamış Ateş'e, Sabancı Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübü'ne teşekkür ederiz. Tempo çeşitli konularda gençliğin nabzını tutmaya devam edecek.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Ocak 31, 2007 - Öğretmenlik, millet vizesi ile verilen paha biçilmez bir taç'

Kategori: Makalelerim

 

Dünyanın en şerefli mesleği olan Öğretmenlik mesleği, bizlere yüklemiş olduğu mesleki rolün gereğini her zaman ve her yerde sürdürebildiğimiz zaman bu tacı hak etmiş, taşımış ve korumuş oluruz.
Bunun için kişi kendisini öğretmenlik meslek yeminine uygun olarak mesleğine adamış olması gerekir.
Adanmış olmanın dışında,
Mesleğin gerektirdiği yeterli bilgi, pedagojik formasyon, alan bilgisi, iyi insan ilişkileri disiplin hükümleri ve sosyal becerilere asgaride ihtiyaç vardır.
Bu mesleğin gerçek değerini bize nihayetinde yetiştirdiğimiz öğrenciler ile, toplum vermektedir.
Bizlere kurum tarafından verilen "Teşekkür, Takdir,Aylıkla Ödüllendirme,vb."belgeler de önemlidir.
Fakat bir de belgeye dayanmayan ödüller vardır.
Ben geçen zamanın değiştiremediği bu "Taç" dediğim ödülleri anlatmaya çalışıyorum.
Örneğin "ÇALIKUSU" Romanındaki öğretmenimiz gibi...
Yazar, Millet, ona modası ve zamanı geçmez bir ödül vermiş, roman konusu olmuştur.
Öğretmenlik çoğunlukla maddenin, paranın, lüks yasam koşullarının, benliğin çok çok ötesinde bir görevdir.
Çünkü geçici değer taşıyan, oksitlenen, zamana dayanamayan değerler öğretmenin ve öğretmenliğin konusu olamazlar...
Bunun için, günlük,Aylık gelire göre meslek ölçümü yapan bir öğretmen arkadaşımız,yanlış sonuç elde edecektir.Litreyi metre yerine kullanmaya benzer...Yanlış ölçme aracı yanlış sonuç verir..Katılmayanlara deneyimiz açıktır.:)
Çünkü öğretmenlik bir TAÇ tir tir.
Bu taç,toplumda sevgi ve saygı merkezi olabilmek, karşılık beklemeden ömrünü, canini bu uğurda hizmet ederek, herkesin direkt yüreklerine hitap ederek saygısını kazanabilmektir.
Bulunduğu çevrenin mesleki açıdan sevgi ve saygısını kazanmış bir kişi bu tacı hak etmiştir.Hayatımıza 150–200 yıllık bir zaman aralığı ile baktığımız zaman anlatmak istediğim husus daha net ve somut olacaktır...
Bu konu pop star yarışmasından, dünya güzellik birinciliklerinin de üstünde olan, zamanın aşındıramadığı çok büyük bir şöhrettir.
Lüks yasam vaadi değildir. Parasal bir bedel hiç değildir.
Ev, otomobil, uçak, yat, kat da değildir.
Bu görev özetle;
Yasamak istemediğiniz, atanıp gitmek istemediğiniz yörelerde, köylerde yasayan halkımız ile yakınmadan gönüllü olarak kalmak ve yasamaktır. Onların çocuklarını kendiniz kabul edip buna göre sevgi, şefkat, vefa, sabır göstererek onları eğitip, 2050,2100 yılına hazırlamaktır. Bu görüldüğü gibi, kendi yaşamının dışındaki öğrencileri, kendisi gibi algılayıp, uzak bir hedefe onların mutluluğu, ülkemizin yükselmesine, gelişmesine dönük olarak hazırlamaktır.
Bu bakış tarzı da insanlar için ama görevin TAÇ ve KRISTAL tarafıdır.
Böyle bir vizyonu ve misyonu seçecek yüksek nitelikte ruha sahip çok öğretmenimiz vardır.
Her Öğretmen de bu Taç’ın doğal adayıdır.
Bu taç a ulaşmak için birçok engel vardır.
Değer olarak neyi başlangıç olarak aldığınız büyük önem taşıyor.
Değerler pusulamız gibidir. Nereye gideceğimiz konusunda bize yön gösterirler.
Para yi başlangıç alanlar için hem hayal kirikliği hem de mutsuzluk vardır.
Maddeyi başlangıç alanlar için de benzer yanılgılar ve hayal kırıklıkları söz konusudur.
Bu mesleği ölçmek için kullanılan mihenk tası yukarıda açıkladığım gibi yetiştirdiğimiz öğrenciler ile onları bize gönderen ailelerin, toplumun, nihayetinde milletimizin bize vereceği paye en büyük ödüldür.
Bu ödüller, somut elle tutulur, gözle görülür değildir.
Bu ödüller, eğittiğiniz yetiştirdiğiniz, kendiniz gibi algıladığınız öğrencilerinizin, insanların yüreklerinde ve zihinlerinde tamamen size özel olarak açılan sonsuz takdir, vefa,itibar ile onurlandırma ödülüdür.
Ama böyle bir ödülü henüz kimse almadı ki! Diyorsanız...
Siz düşünebilir, talep edebilirsiniz. Hersek sizinle baslar...
Görünen ödülü çok insan talep eder.
Uzun ömürlü ve kalıcı ödül görülmeyen, yaşanan ödüldür.
Yaşanan, kalıcı ödülleriniz olsun...
Saygılar sunuyorum.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Ocak 31, 2007 - ÖĞRENCİ GÖZÜYLE ÖĞRETMEN ANAYASASI

Kategori: Makalelerim

MADDE-1:Öğretmen her zaman ve her yerde haklıdır.

 

MADDE-2:Öğretmen haklı olmadığı yerde 1. madde geçerlidir.

 

MADDE-3:Öğretmen hiçbir zaman geç kalmaz, geç kaldıysa da öğrencinin saati yanlıştır.

 

MADDE-4:Öğretmen asla yanlış yapmaz, öğrenci yanlış anlar.

 

MADDE-5:Öğretmen yanlış söyleyebilir, kitap yanlış yazabilir.Öğrenci doğru anlamak zorundadır.

 

MADDE-6:Öğretmen her soruyu çözer, çözemiyorsa soru yanlıştır.

 

MADDE-7:Öğretmen görev başında uyumaz, istirahat eder.

 

MADDE-8:Öğretmenin yanına kendi fikrinizle gider ama sonuçta öğretmenin fikri ile dönersiniz

 

MADDE-9:Öğretmen nerede olursa olsun, her zaman öğretmendir.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Ocak 31, 2007 - Bir Öğretmenin, Öğrencisine Mektubu

Kategori: Makalelerim

Lise Öğretmenimin bana yazdığı ve diğer arkadaşlarımla da paylaşmamı istediği mektubu, Sevgili Hocam Hayranı Ay'ın affına sığınarak burada, sizlerle paylaşmak istedim. Bana hitaben yazıldığı için değil (kimse yanlış anlamasın lütfen), bir öğretmenin dilinden dökülen, okurken gözlerimin nemlenmesine neden olan bu mektubu paylaşmadan edemedim sizlerle... Ne mutlu ki böyle öğretmenlere sahipmişim, ben şimdi bu değerli hocamın sayesinde resim öğretmeniyim ve onun bana gösterdiği yoldan gitmeye çalışıyorum.....

Herkese selamlar… saygılar…

Sevgili

Bana son gönderdiğin yazıda, küçük bir çerçeve ile ifade etmeye çalıştığın hayat hikayene, kendi yorumlarımı da katarak, seni ve içinde bulunduğun sıkıntıları, mutlulukları ve ideallerini anlamaya çalıştım... Anladım ki Sen, hala yirmibeş yıl öncesinden tanıdığım altın kalpli, özü güzel sözü güzel, yaratılışı güzel (........')sın...Sen hala yirmbeş yıl öncesinde benim kısmen keşfettiğim, fakat büyük bir kısmı hala keşfedilmemiş, bu yüzden sıkıntı çeken, bu yüzden bulunduğu dar ortamlara uymakta zorlanan saklı bir hazinesin...Sen bu halinle, büyük denizcilerin rüyasına giren keşfedilmemiş bir kıta gibisin... Büyük bir kaşifin seni keşfedeceği günü sabırsızlıkla beklemelisin...Veya, o günü beklemeyip kendi kendini keşfetmelisin !... Allah, hiç bir güzelliği sonsuza kadar saklamak için yaratmamıştır... Sakın yanlış anlama !... Bu sözleri sırf övgü olsun diye sadece senin için söylemiyorum... Senin gibi daha yüzlerce, binlerce ve sayısını ancak Rabbimin bildiği, herbiri yaratıldığı günden beri, açacağı günü bekleyen hilkat çiçekleri için söylüyorum...

Sevgili (.......), Bazı çiçekler vardır ki, yedi senede bir açar... açtıkları zaman diğer çiçekleri gölgede bırakacak kadar güzeldirler... Diğer çiçeklerin, bunları görecek kadar ne gözleri vardır ne de ömürleri... Hak etmeyenler onların kokusunu bile hissedemezler... Ne var ki, bu çiçekler, saksılarda ve bakımlı bahçelerde değil, bataklıkların karanlık ve çileli ortamında, ıssız ve susuz çöllerde açar...( Nilüfer ve kaktüs çiçekleri gibi...) Açtıkları zaman, bulundukları ortamı cennet bahçelerinden bir bahçeye çevirirler... Onların açtıkları yerde bataklıklar kurur, Çöller vaha olur... Bazı insanlar da vardır ki, yüz yılda bir gelirler ve kendi zamanlarının yüz yıl sonrasının idraki içinde yaşarlar, öldükten sonra dahi, geçmişten geleceğe ışık saçarlar...Sonsuza kadar, karanlık beyinler bu ilahi ışıklarla aydınlanır... Zamanın insanları onların bu halini anlayamazlar, onlara deli derler... Mansur'a da deli dediler, Gaile’ye de deli dediler, varsın desinler... Delileri Allah bile sorumlu tutmazken, onlar, deli dedikleri bu insanları utanmadan ve Allah' tan korkmadan birde cezalandırdılar... İlahi adaletin tecellisine bak ki, akıllılar ( ! ) hepsi unutuldu... Deliler ( ! ) hala yaşıyor... Ne yapalım !.. Sonsuzluğa giden bu yolda, her kuş Kaf Dağı' nı aşamazmış... Aşıpta, Anka Kuşu' na ulaşamazmış... Ulaşanlarda Mutluluktan hemen ölür, ortada ANKA' dan başka kuş kalmazmış... El baki, Hüvel Baki...Ey yüce Allah' ım !.. Bu, Anka Kuşu Masalı ( ! ) da , ne kadar zor bir masalmış... Biz bu masalı ( ! ), bin senedir dinliyoruz fakat hala anlayamıyoruz... Nasıl anlayalım ki, masallar anlaşılmak için değildir... Tatlı tatlı hayaller içinde çocukları uyutmak içindir... Bir zamanlar hikmet ve irfan ehlinin anlattığı hakikatler masal olmuş... Cehalet karanlığında uydurulan efsaneler de hakikat zannediliyor... Demek ki Sevgili (.....)uğum, uyumak ve uyutmak için değil, anlamak ve anlatmak için, daha çoook masal ( ! ) okumamız ve okutmamız lazım...

Çok sevgil ve çok değerli öğrencim (......), Biz size ve sizin gibi değerli diğer öğrencilerimize aslında hiç bir şey öğretmedik... Zaten, istesek de öğretemezdik... Bakma sen adımızın öğretmen olduğuna... Sizler, gerçek öğretici ve terbiye edici, Alemlerin rabbi tarafından yazılmış güzel bir mektup iken, Biz sizi sadece okumaya çalıştık...O, günlerde meslekte yeni ve tecrübesiz olduğumuz için sizi tam okuyamadık ve tam anlayamadık... Elli yıllık hayat tecrübem ve otuz yıllık meslek tecrübem ile aynı mektubu tekrar okuduğumda, şimdi sizi daha iyi anlıyorum...

Her parmağında enaz on marifet bulunan sanatkar (......), Sizin gibi inançlı sanatkarlar Allah'ın, sonsuz güzellikler yaratan, gerçek sanatkarlığına ve bu güzel sıfatlarına ayinedarlık yaptığınız için, çok mutluluk duymalısınız...Çünkü, bu ilahi güzellikleri, görmeyen gözlere gösterir, İşitmeyen kulaklara işittirir ve karanlık gönülleri aydınlatmaya çalışırsınız... Unutma !.. Bu ilahi aynayı ne kadar fazla parlatırsan, o kadar güzel yansıtırsın... Ne mutlu sana ki hem aydınlatır hem aydınlanırsın...

Sevgili (......), daha yazacak çok şey var fakat...Gardiyan, ''ziyaret zamanı bitti'' diyor... Bir sonraki ziyaret saatinde görüşmek dileğiyle şimdilik hoşça kal...

Bu mektubu, size ve sizin şahsınızda tüm sevdiklerinize ve bize ulaşmak isteyipte ulaşamayan sevgili öğrencilerime armağan ediyorum...Sizi ve bizi bilen tüm sevdiklerinle paylaşabilirsin... Unutma !.. Mutluluklar paylaştıkça çoğalır...Sıkıntılar paylaştıkça azalır...

Hepinizi Yunus' ça selamlıyorum ;

Biz bu ellerden gider olduk,

Kalanlara selam olsun...

Bilmeyen ne bilsin bizi,

Bilenlere selam olsun...

Allah'ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize devamlı ve ziyade olsun... Sevgili Öğrencilerim...

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Ocak 28, 2007 - Bir Öğretmenin, Öğrencisine Mektubu

Kategori: Makalelerim

 

Lise Öğretmenimin bana yazdığı ve diğer arkadaşlarımla da paylaşmamı istediği mektubu, Sevgili Hocam Hayranı Ay'ın affına sığınarak burada, sizlerle paylaşmak istedim. Bana hitaben yazıldığı için değil (kimse yanlış anlamasın lütfen), bir öğretmenin dilinden dökülen, okurken gözlerimin nemlenmesine neden olan bu mektubu paylaşmadan edemedim sizlerle... Ne mutlu ki böyle öğretmenlere sahipmişim, ben şimdi bu değerli hocamın sayesinde resim öğretmeniyim ve onun bana gösterdiği yoldan gitmeye çalışıyorum.....

Herkese selamlar… saygılar…

Bana son gönderdiğin yazıda, küçük bir çerçeve ile ifade etmeye çalıştığın hayat hikayene, kendi yorumlarımı da katarak, seni ve içinde bulunduğun sıkıntıları, mutlulukları ve ideallerini anlamaya çalıştım... Anladım ki Sen, hala yirmi beş yıl öncesinden tanıdığım altın kalpli, özü güzel sözü güzel, yaratılışı güzel (........')sın...Sen hala yirmi beş yıl öncesinde benim kısmen keşfettiğim, fakat büyük bir kısmı hala keşfedilmemiş, bu yüzden sıkıntı çeken, bu yüzden bulunduğu dar ortamlara uymakta zorlanan saklı bir hazinesin...Sen bu halinle, büyük denizcilerin rüyasına giren keşfedilmemiş bir kıta gibisin... Büyük bir kaşifin seni keşfedeceği günü sabırsızlıkla beklemelisin...Veya, o günü beklemeyip kendi kendini keşfetmelisin !... Allah, hiç bir güzelliği sonsuza kadar saklamak için yaratmamıştır... Sakın yanlış anlama !... Bu sözleri sırf övgü olsun diye sadece senin için söylemiyorum... Senin gibi daha yüzlerce, binlerce ve sayısını ancak Rabbimin bildiği, her biri yaratıldığı günden beri, açacağı günü bekleyen hilkat çiçekleri için söylüyorum...

Sevgili (.......), Bazı çiçekler vardır ki, yedi senede bir açar... açtıkları zaman diğer çiçekleri gölgede bırakacak kadar güzeldirler... Diğer çiçeklerin, bunları görecek kadar ne gözleri vardır ne de ömürleri... Hak etmeyenler onların kokusunu bile hissedemezler... Ne var ki, bu çiçekler, saksılarda ve bakımlı bahçelerde değil, bataklıkların karanlık ve çileli ortamında, ıssız ve susuz çöllerde açar...( Nilüfer ve kaktüs çiçekleri gibi...) Açtıkları zaman, bulundukları ortamı cennet bahçelerinden bir bahçeye çevirirler... Onların açtıkları yerde bataklıklar kurur, Çöller vaha olur... Bazı insanlar da vardır ki, yüz yılda bir gelirler ve kendi zamanlarının yüz yıl sonrasının idraki içinde yaşarlar, öldükten sonra dahi, geçmişten geleceğe ışık saçarlar...Sonsuza kadar, karanlık beyinler bu ilahi ışıklarla aydınlanır... Zamanın insanları onların bu halini anlayamazlar, onlara deli derler... Mansur'a da deli dediler, Galile'ye de deli dediler, varsın desinler... Delileri Allah bile sorumlu tutmazken, onlar, deli dedikleri bu insanları utanmadan ve Allah' tan korkmadan birde cezalandırdılar... İlahi adaletin tecellisine bak ki, akıllılar ( ! ) hepsi unutuldu... Deliler ( ! ) hala yaşıyor... Ne yapalım !.. Sonsuzluğa giden bu yolda, her kuş Kaf Dağı' nı aşamazmış... Aşıpta, Anka Kuşu' na ulaşamazmış... Ulaşanlarda Mutluluktan hemen ölür, ortada ANKA' dan başka kuş kalmazmış... El baki, Hüvel Baki...Ey yüce Allah' ım !.. Bu, Anka Kuşu Masalı ( ! ) da , ne kadar zor bir masalmış... Biz bu masalı ( ! ), bin senedir dinliyoruz fakat hala anlayamıyoruz... Nasıl anlayalım ki, masallar anlaşılmak için değildir... Tatlı tatlı hayaller içinde çocukları uyutmak içindir... Bir zamanlar hikmet ve irfan ehlinin anlattığı hakikatlar masal olmuş... Cehalet karanlığında uydurulan efsaneler de hakikat zannediliyor... Demekki Sevgili (.....)uğum, uyumak ve uyutmak için değil, anlamak ve anlatmak için, daha çoook masal ( ! ) okumamız ve okutmamız lazım...

Çok sevgil ve çok değerli öğrencim (......), Biz size ve sizin gibi değerli diğer öğrencilerimize aslında hiç bir şey öğretmedik... Zaten, istesek de öğretemezdik... Bakma sen adımızın öğretmen olduğuna... Sizler, gerçek öğretici ve terbiye edici, Alemlerin rabbi tarafından yazılmış güzel bir mektup iken, Biz sizi sadece okumaya çalıştık...O, günlerde meslekte yeni ve tecrübesiz olduğumuz için sizi tam okuyamadık ve tam anlayamadık... Elli yıllık hayat tecrübem ve otuz yıllık meslek tecrübem ile aynı mektubu tekrar okuduğumda, şimdi sizi daha iyi anlıyorum...

Her parmağında enaz on marifet bulunan sanatkar (......), Sizin gibi inançlı sanatkarlar Allah'ın, sonsuz güzellikler yaratan, gerçek sanatkarlığına ve bu güzel sıfatlarına ayinedarlık yaptığınız için, çok mutluluk duymalısınız...Çünkü, bu ilahi güzellikleri, görmeyen gözlere gösterir, İşitmeyen kulaklara işittirir ve karanlık gönülleri aydınlatmaya çalışırsınız... Unutma !.. Bu ilahi aynayı ne kadar fazla parlatırsan, o kadar güzel yansıtırsın... Ne mutlu sana ki hem aydınlatır hem aydınlanırsın...

Sevgili (......), daha yazacak çok şey var fakat...Gardiyan, ''ziyaret zamanı bitti'' diyor... Bir sonraki ziyaret saatinde görüşmek dileğiyle şimdilik hoşça kal...

Bu mektubu, size ve sizin şahsınızda tüm sevdiklerinize ve bize ulaşmak isteyipte ulaşamayan sevgili öğrencilerime armağan ediyorum...Sizi ve bizi bilen tüm sevdiklerinle paylaşabilirsin... Unutma !.. Mutluluklar paylaştıkça çoğalır...Sıkıntılar paylaştıkça azalır...

Hepinizi Yunus' ça selamlıyorum ;

Biz bu ellerden gider olduk,

Kalanlara selam olsun...

Bilmeyen ne bilsin bizi,

Bilenlere selam olsun...

Allah'ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize devamlı ve ziyade olsun... Sevgili Öğrencilerim...

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

( PAYAS METEM KİMYACI )

Son Yazılar

DİKKAT!.. BİTKİ ÇAYLARI ZEHİRLİYOR...
ALTIN BİLEZİK
BAŞARMAYI BAŞARMAK
BESLENME VE KANSER
DENGELİ BESLENME KURALLARI
RESMİ TATİL VE BAYRAMLARDA EK DERSLER KESİLMEYECEK
4,5 MİLYON ÖĞRENCİ OKULA GİTMİYOR
600 BİN ÖĞRETMENE BİLİŞİM EĞİTİMİ
LİSELERE DE SEVİYE SINAVI GELİYOR
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
<



DİLİNİZDEN UTANMAYIN

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
İKİNCİ BLOGUMUZ TIKLAYIN
KİMYASANAL NET
KİMYA DERSİ
KİMYA EVİ
ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZ
İSTİKLAL MARŞI
ULU ÖNDER ATATÜRK
HATAY MEB
PAYAS METEM
DÖRTYOL MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ
T.C. KİMLİK NO SORGULAMA
DEVLETİM
EMEKLİ SANDIĞI
KİMYACI
KANALTÜRK
HÜRRİYET GAZETESİ
MİLLİYET GAZETESİ
SABAH GAZETESİ
ÖĞRETMEN SİTESİ TÜRKÇECİ
ÖĞRETMENLER ODASI
ÖĞRETMEN PORTALI MEB
EĞİTİMSİTEM
EĞİTİM100
HATAY HABER
KENT HABER HATAY
KENT HABER ERZİN
GÜZEL MEMLEKETİM ERZİNİMİN SİTESİ
MEMURLAR NET
İLKOKUMA
PEKİYİ.COM
ŞİİR SİTESİ (İNDİR-DİNLE)
DERS DİNLE SKOOOL
KİMYAGERİZ
KİTAP YURDU
ÖĞRETMENLERİN SİTESİ
REHBERLİK PORTALI
SINIF ÖĞRETMENİ
EĞİTİMCİLER
PDR SERVİSİ
EĞİTİM EVİ
OKUL BAHÇESİ
ÖĞRETMENLER SİTESİ
İNGİLİZCE ÖĞREN
SINAV SONUÇLARI
ÖĞRETMEN TV
DERSİMİZ.COM
ÖDEV SİTESİ
GLOBAL VİZYON
İNTERAKTİF OKUL
LGS
AKTÜEL EĞİTİM
AÇIK OKUL
FEN OKULU
ÖĞRETMENİN PUSULASI
ÖĞRETMENLER PORTALI
TALİM TERBİYE KURULU BAŞKANLIĞI
HAZIR YILLIK PLANLAR
RESMİ GAZETE
EĞİTİM SİTESİ
EĞİTEK
GÜNCEL EĞİTİM
ÖĞRETMENİN GÜNLÜĞÜ
EĞİTİMCİYİZ
TERBİYE NET
GAZETE OKU
COĞRAFYA SAATİ
EDEBİYAT EVİ
EĞİTİM YENİ ADRESİ
CANIM ÖĞRETMENİM
MEMOCAL
ÖĞRETMEN DOSTU
MEB
TÜRKİYENİN KİMYA KÜTÜPHANESİ
KARNEM.NET

Flash Toys

Kategoriler

ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ

şiir pınarı karakurum vatanseverpatriot payas gerçek yaşamdan ibrahimyalcin1982 ibrahimyalcin1982 vakanuvis Image Hosted by ImageShack.us aysberg cankuşum edebiyat

Arkadaşlarım


Profile Cursors

Backgrounds FreeGlitters.Com